Irkların Oluşumu

Fiziksel Farklılıklar Ne Zaman Ortya Çıktı, Neden Bölgeler Arası Farklılıklar İçeriyor?

Öncelikle belirtelim ki, “Irk” kavramı ile farklı fiziksel özelliklere sahip insan topluluklarını kast ediyoruz. İnsanlar yeryüzünde yayıldıkça sadece X ve Y genleri üzerinde değişiklikler ortaya çıkmadı. Bugünkü insanların farklı fiziksel özellikleri genetik yapılarında farklı zamanlarda ortaya çıkan değişikliklerin bir sonucudur. Bazılarımızın düşündüğü gibi Adem’in bir oğlu zenci, diğeri beyaz, bir diğeri de çinli değildi. Aksine ilk insanlar büyük ölçüde birbirine benziyordu. Zamanla ortaya çıkan değişikliklerle farklı fiziksel özelliklere sahip hale geldiler.

 

Bu arada insanlar, hem Afrika içinde hem de Afrika’nın dışına yayılmaya başlamışlardı. Fiziksel görünüşlerini etkileyen değişiklikler ortaya çıktığında artık farklı coğrafi bölgelerde yer alıyorlardı. Bu yüzden ortaya çıkan değişiklikler belirli bir coğrafyadaki topluluklar arasında yayılma fırsatı buldu.

Fiziksel farklılaşma konusunda bir detay dikkat çekici görünüyor. Değişiklikler rast gele değil, o coğrafyadaki ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak şekillenmiş görünüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İklim ve Beden Şekilleri Arasında İlişki

Beden ağırlığı ve sıcaklık arasındaki ilişki Bergman kuralında özetlenir: Biçim olarak benzer iki bedenden daha küçüğü, ağırlık birimi başına daha fazla yüzey alanına sahiptir ve bu yüzden sıcaklığı daha etkili bir şekilde dağıtır (deri terler, vücut yüzeyinde sıcaklık kaybı ortaya çıkar). Gerçekte, ortalama boyut soğuk alanlarda artma eğilimindeyken, sıcak alanlarda büyük bedenin küçük olana oranla ısıyı daha fazla tutmasından dolayı azalma eğilimindedir.[1]

 

Beden şekli farklılıkları da doğal seçilim yoluyla ısıya uyarlanmayı yansıtır. Hayvanlarda ve kuşlarda gövdenin şekli ile sıcaklık arasındaki ilişki, ilk kez zoolog J.A. Ailen taralından 1877'de tanımlanmıştır. Ailen kuralı, gövdenin çıkıntılı kısımlarının -kulak, kuyruk, gaga, el ve ayak parmakları, kol ve bacaklar gibi- görece boyutunun ısıyla birlikte arttığını ifade eder. İnsanlar arasında uzun parmaklı, uzun kol ve bacaklı, ince-uzun vücutlular tropikal iklimlerde uyumsal bakımdan avantajlıdırlar; çünkü onların hacme bağlı vücut yüzeyi artar ve daha etkili ısı kaybına olanak sağlar. Soğuğa uyum sağlayan Eskimolar arasında sıcaklığı korumak için aksi bir fenotip -kısa kol ve bacaklar ile tıknaz vücut- bulunur. Soğuk alanda yaşayan popülasyonIar, sıcak alanda yaşayan insanlarından daha büyük göğüs ve daha kısa kol ve bacaklara sahip olma eğilimindedirler.[2]

 

Deri rengi ve iklim arasında da yakın ilişki bulunmaktadır. Dünya haritasını göz önüne getirdiğimizde deri renginin genelde ekvatora yaklaştıkça koyulaştığına tanık oluruz. En yoğun ultraviyole ışınlarının görüldüğü coğrafi bölgeler, ekvatora yakın olan savanlık alanlardır. Bu bölgelerin insanları da çok koyu deri renkleriyle bilinir. Doğu Afrika'daki Nilotik zencileriyle Avustralya'nın çöl bölgelerinde yaşayan yerliler buna örnek gösterilebilir. Tropik ormanlık bölgelerde ise çok koyu derililere rastlanmaz; yoğun ve sık bitki örtüsü ultraviyole ışınlarının büyük bir bölümünün yeryüzüne süzülmesine engel olur. Nitekim Afrika'nın Kongo havzasında yaşayan Pigmeler daha açık derilidirler. Koyu deri, UV ışınlarının derinin dış kısmından daha iç tabakalara kolayca süzülmesine engel teşkil eder.[3]

 

Fiziksel Farklılıklar Nasıl Ortaya Çıkar?

Bu arada oldukça tartışmalı olsa da fiziksel farklılaşmayı sağlayan değişikliklerin (mutasyonların) çalışma mekanizmasına da değinmekte fayda görüyoruz.

 

Tüm canlılarda olduğu gibi bu çeşitliliğe zemin hazırlayan faktör mütasyon'dur. Gen ya da kromozom düzeyinde olabilen mütasyon, … kimyasal bir değişmedir. Çoğu kez, tek bir genin DNA molekülündeki 4 bazdan birinin ya da birkaçının yer değiştirmesi, birinin diğerine eklenmesi veya kopup ayrılması sonucu ortaya çıkar. Değişime uğrayan kromozom parçası ya da gen, yeni bir kalıtsal özelliğin kodlanması demektir. Üreme hücrelerinde ortaya çıkmaları durumunda mutasyonlar kalıtsaldır… Mutasyonların büyük bir bölümü organizmanın işlevine olumsuz etkide bulunur.[4]

 

Doğal ayıklanma sürecine gelince, bu sürecin temel malzemesi mutasyonla ortaya çıkan genetik çeşitliliktir. Bu şekilde meydana gelen yeni herhangi bir genetik özellik bir coğrafi bölgede birey için avantajlı ise… genin, topluluk içindeki sıklığı giderek artar ve o genin belirlediği biyolojik özellik ilgili toplumun genotipinde korunur. [5]

 

Mutasyonalar ya nükleer etkiler gibi çok güçlü dış etkiler ya da yeni genetik yapının anne-babadan sentezlenme sırasında ortaya çıkan kazalarla açıklanmaya çalışılır. Yoksa ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkan fiziksel değişikliklerin çocukların genetik yapısına aktarılmasını sağlayabilecek bir mekanizma üzerinde henüz anlaşmaya varılmış değil. Başka bir değişle Darwin’den önce Lamark’ın öne sürdüğü gibi uzun dallara erişme ihtiyacı duyan zürafaların boyunlarını uzatacak bir mekanizma yok.

 

Darwin’in evrim teorisine en büyük katkısı doğal seleksiyon teorisin ortaya atmış olmasıdır. Buna göre canlıların genetik yapılarında ortaya çıkan değişikliklerin bir kısmı, o canlıya daha üstün özellikler kazandırır. Bu özellikler diğer nesillere de aktarılır. Bu arada dış dünyadaki ihtiyaçlar bu özelliklere sahip olmayanların yok olmasına sebep olurken bu üstün özelliklere sahip canlıların yaşamasını ve çoğalmasını sağlar.

 

Bir tarih çalışmasında üzerinde çok fazla spekülasyon yapılan evrim teorisi konusunu açmak niyetinde değiliz. Ama 60.000 yıl içinde insanların fiziksel yapılarında ortaya çıkan değişiklikleri açıklamak gerçekten kolay değil. Çünkü söz konusu değişikliklerin hep insanların gittikleri coğrafi bölgeye uyum sağlamasını kolaylaştıracak şekilde ortaya çıktığı gözleniyor. Afrika sıcağında yaşayan insanların koyu teni, kuzeye ulaştıklarında genetik değişiklikler sayesinde açık bir hal alıyor; burun şekilleri, gözler hatta vücut büyüklükleri hep yaşam bölgelerine uyum sağlamayı kolaylaştırıyor.

Eldeki veriler, atalarımızın farklı iklim özelliklerine sahip alanlara yayıldıklarını, bu yayılma sırasında da gittikleri yerlerin şartlarına göre fiziksel olarak farklılaştıklarını gösteriyor ama bunun ne şekilde olduğu hakkında en azından bugün için elimizde doyurucu bir bilimsel açıklamaya da sahip görünmüyoruz. Lamarc’ın teorisi bugün için kabul edilebilir değil. Ortama uyum sağlamak için fiziksel özelliklerde değişim sağlansa bile bu kalıcı olmuyor; genetik yapıyı değiştirmediği için bir sonraki nesle aktarılamıyor. Darwin’in teorisine dayanarak, örneğin, “insanlar soğuk bölgelere doğru gittikçe açık renge ve çekik gözlere ihtiyaç duydular. Bu arada tesadüfi mutasyonlar ortaya çıktı ve genetik yapıda değişikliklere yol açtı. Üstelik bu mutasyonlar baskın mutasyonlardı ve o bölgedeki tüm topluma yayıldı. Söz konusu mutasyonlara sahip olmayanlar ise soğuk bölgelerdeki yaşama uyum sağlayamadılar ve zamanla doğal seleksiyon sonucu elendiler. Tüm bunlar da birkaç bin yıl içinde oldu.” açıklaması en azında bu durum için doyurucu görünmüyor. Bunun yerine “bunun mekanizmasını bugün için henüz bilmiyoruz” demek herhalde daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

 

 

 

Dipnotlar

[1] Antropoloji. Conrad Phillip Kottak. Ütopya: 2008

[2] Antropoloji. Conrad Phillip Kottak. Ütopya: 2008

[3] Dünden Bugüne İnsan. Metin Özbek. İmge: 2000

[4] Dünden Bugüne İnsan. Metin Özbek. İmge: 2000

[5] Dünden Bugüne İnsan. Metin Özbek. İmge: 2000