top of page

İspanya'nın Fethi

Maurice Lombard'ın İslam'ın Altın Çağı (Pınar.: 2002) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır. 

Fetih Öncesi İspanya

Germenlerden Önce

Kuzey-batının Bask elemanı bir kenara bırakılırsa İspanya’da Müslümanların gelişine kadar Germen ve Doğulu Levanten adı verilen (Suriyeli ve Yahudi) karışımı eski İberya halkları yaşıyordu. Kelt-lber halkları az çok Romalılaşmış yahut Romalı karakterleri bozulmuş biçimde ülkenin çöllenmiş bölgelerinde dağınık bir hayat sürdürüyorlardı.
 

Prof. Dr. Mehmet Özdemir'in Endülüs (İSAM: 2014) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Burası milattan önce II. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğunun bir vilayeti haline gelmiştir.

Germen Egemenliği ve Mezhep Çatışmaları

İberya, Müslümanlarca fethedilmeden önce Germen boylarından biri olan Vizigotların idaresi altındaydı. Aslında miladi V. yüzyılın başlarından itibaren Barbarlar olarak bilinen Süevler, Alanlar ve Vandallar gibi başka topluluklar, yarımadaya kuzeyden akın etmişlerdi. Vandallar daha sonra buradan Kuzey Afrika’ya geçip Cezayir ve Tunus’a yerleştiler. 

Germen istilalarının İspanya üzerindeki etkisi son derece yıkıcı ve tahrip edici olmuştu. Vandal adının literatürde “barbarlık" ve “vahşilik" anlamına gelen “vandalizm" kelimesine kaynaklık etmesi, söz konusu istilalar sırasında yaşanmış yıkım ve tahribatla alakalı olmalıdır. 

Aynı yüzyılın ortalarından itibaren Vizigotlar, aşamalı bir şekilde yarımadada hakimiyet kurmaya başladılar. Vizigotların egemenlikleri altına aldıkları İberya’da yerli nüfusun büyük bölümü Roma hakimiyeti döneminde, bilhassa III-V. yüzyıllarda Katolik Hıristiyanlığa girmişti. Onlar yeni dinleri çerçevesinde Hz. Isa’nın hem gerçek anlamda Tanrı’nın oğlu, dolayısıyla da Tanrı hem de tam bir beşer olduğunu kabul ediyorlardı. Yarımadanın yeni hakimi Vizigotlar ise, Katolikler tarafından sapkın bir mezhep olarak kabul edilen Arianizm’e mensuptu. Onlar, Katoliklerden farklı olarak Hz. Isa’yı Tanrı’nın gerçek oğlu, Hz. Meryem’i de “Tanrı anası" olarak görmüyor, papazların kul ile Tanrı arasında aracılık yapmalarına da karşı çıkıyorlardı. Bu inançları sebebiyle Vizigotlar, Katolik kilisesine ciddi sayılabilecek bir baskı uygulamamalarına rağmen, Katolik din adamlarının yönlendirdiği yerli halk tarafından kabul görmediler. Vizigot idareciler, yerli halkla yakınlaşmalarını engelleyen bu ihtilafı aşmak için 589 senesinde Katolikliğe girme kararı aldılar; bunu İspanya’da Arianizm’in yasaklanması ve Arianist kiliselerin kapatılması takip etti. 

Vizigot idarecilerin bu kararı, şüphesiz, Katolikler açısından büyük bir zaferdi. Bu gelişmeyle Katolik din adamları, devlet yönetimine ortak olmuş, dolayısıyla da Vizigot Devleti teokratik bir yapıya kavuşmuştu.

Yahudilerin Durumu

Katolikliğin resmi din haline gelişinin bir başka önemli sonucu ise, bundan sonra din birliğinin önündeki tek engel olarak Yahudilerin görülmeye başlanması oldu. Şüphesiz Yahudilere yönelik bu olumsuz bakış açısının gelişmesinde onların ta baştan beri Hz. İsa’nın öldürülmesinden sorumlu tutulmalarının yanı sıra ülke ticaretinde etkin bir role ve konuma sahip olmalarının da büyük payı vardı. Bu anlayışın bir sonucu olarak Yahudiler zorla Hıristiyanlaştırılmak ya da ülkeden kovulmakla karşı karşıya kaldılar. 694 senesinde çıkarılan bir fermanla cemaatin hala vaftiz olmamış mensuplarının toptan köle statüsüne indirildiğinin ilan edilmesi, dini baskının şekil ve sınırlarını göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Yahudilere yönelik bu siyaset, onları, kaçınılmaz olarak, mevcut baskılardan kurtaracak İspanya dışından bir “yardım eli”ni arar ve bekler hale getirdi. 

Taht Kavgaları

Vizigotlar İspanya’sında istikrara mani olan bir diğer husus, taht konusunda çıkan anlaşmazlıklardan kaynaklanan iç çekişmelerdi. Bu çekişmelerde, kral olacak kimsenin babadan oğula veraset sistemiyle değil de seçim yoluyla belirlenmesinin rolü az değildi. Vizigot Kralı (702-709), kargaşanın önüne geçmek için krallığı veraset sistemine bağlamak istedi ve oğlunu veliaht prens ilan etti. Bununla birlikte 709’da vefat ettiğinde muhalifler Rodrigo’yu kral seçtiler. Bu hadise ülkeyi siyasi bölünmenin eşiğine getirdi. Taht mağduru durumuna düşen kralın oğulları, iktidarı yeniden ele geçirebilmek için tıpkı Yahudiler gibi dış yardım arayışına girdiler.

Gerek Yahudilerin gerekse taht mağduru Vizigot asilzadelerin yardım talep etmek için kapısını çaldıkları tek bir güç vardı; bu güç, yukarıda kısaca değinildiği üzere o sırada Mağrib’i yani Kuzey Afrika’yı henüz yeni ele geçirmiş olan Müslüman fatihlerden başkası değildi.
 

Jean-Paul Roux'un Dinlerin Çarpışması (Kabalcı: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

İspanya'nın Fethi 

Keşif Seferi

Mağrip’in valisi Musa bin Nusair’in önünde fethedilecek koca bir kıta vardır ve tek engeli de dar bir boğazdır. Ancak Musa bu engeli aşma konusunda belli ki tereddüt yaşamıştır. 5. yüzyıldan beri İspanya’ya hükmeden Vizigotlar uzun bir süre tüm dünyayı korkudan titretmişlerdir, ama artık eski güçleri yoktur. Belli ki bu Germen Barbarlar, Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra yumuşamışlardır. İberya Yarımadasının insani uygarlığıyla medenileşmişler; taht kavgalarıyla iyice zayıflamış, senyörler ve papazlar arasındaki gerilim nedeniyle de güçten düşmüşlerdir. Derin toplumsal uçurumlar ve Yahudilere karşı gösterdikleri hayvanca muamele nedeniyle de buhran içindedirler. Yahudiler, oldukça kalabalık sayıda olmakla kalmayıp ayrıca ekonomik olarak da güçlüdürler ve her ne pahasına olursa olsun bu barbar efendilerinden kurtulmaya hazır durumdadırlar; bu nedenle de Arapların en sadık hizmetkârları olacaklardır. Tüm bunların dışında Vizigotlar o sırada siyasal bir kriz yaşıyorlardı. Betigues Dükü Rodriguez 710 yılında tahta geçmişti, ancak tahta hileyle sahip olduğu kanısı vardı ve bu nedenle öncülü Kral Vitiza’nın oğulları karşısına dikilmişlerdi. Söylenildiğine göre Arapları imdada çağıran da Vitiza’nın veliahtlarıdır; hem babalarının intikamını almak hem de tahta çıkabilmek umudu içinde oldukları düşünülebilir. Ayrıca, Ceuta (Septe) ilini Bizanslılar adına yöneten ve Batı’daki son Yunan bölgesini de Müslümanlara teslim eden Kont Julien gizemli bir kan davası nedeniyle ya da başka bir nedenden ötürü Rodriguez’e karşı hıncı dolayısıyla Musa’yı, İspanya’ya yönelik bir işgalin kolaylığım ve bu ülkedeki ganimetin bolluğunu anlatarak yüreklendirmeye çalışmıştır.

Oldukça tedbirli biri olan Musa ise, Julien’in vaatlerinin doğruluğunu ispatlamak için çok fazla bedel ödemekten yana değildir. Bu nedenle, Septe Kontu’nun tahsis ettiği dört gemiye, Tarif Abu Zara kumandanlığında yaklaşık 500 adamdan oluşan küçük bir birlik verir. Tarif, iyi bir ganimetle hemen hemen hiç zayiat vermeden geri döner. Bunun üzerine Arap şefi, daha ileriye gitmeye ve daha büyük bir ordu toplayıp Avrupa’ya göndermeye karar verir. Böylece İspanya’nın fethi başlamış olur.

Tarık B. Ziyad’ın İspanya’ya Çıkması

Musa’nın azat ettiği kölelerden biri olan Berberi asıllı Tarık bin Ziyad, 28 Nisan 711’de kıyıya çıkar. Eski adıyla Calpe’ye yakın dağlık bir bölgede, bir kayalığın üzerine kampını kurar; burası bu tarihten sonra Cabal Tarık yani “Tarık’ın Dağı”, İngilizce’deki söylenişiyle Gibraltar yani Cebelitarık olarak bilinecektir. Dağ eteklerindeki Vizigot güçleri fazla çaba sarf edilmeden yok edilirler; destek kuvvetleri de Afrika’dan geleceği için İspanyollar, krallarına yardım çağrısında bulunurlar.
 

Prof. Dr. Mehmet Özdemir'in Endülüs (İSAM: 2014) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Tarifin burada gerçekleştirdiği keşif faaliyetlerinden olumlu haberlerle dönmesi üzerine bu sefer Tanca ve civarını idare etmekte olan bir diğer Berberi komutan Tarık b. Ziyad, çoğunluğu Berberilerden oluşan 7000 kişilik bir ordunun başında Julian tarafından temin edilen gemilerle fetih niyetiyle 711 yılı Nisan yahut Mayıs ayında İspanya’ya gönderildi. Tarık’ın orduyu ilk konuşlandırdığı yer daha sonra kendi adına nispetle Cebelitarık (İspanyolca Gibraltar) diye adlandırılmıştır. Aynı şekilde Akdeniz’i Atlas Okyanusu’na bağlayan su yolu da Cebelitarık Boğazı adını almıştır. 

Tarık b. Ziyad’ın ordunun geri dönme umudunu kırmak maksadıyla savaş gemilerini yaktırdığı rivayet edilir.

Vizigot Ordusunun Yokedilmesi

Müslüman ordusunun gelişinden haberdar olan ve bu esnada bir iç ayaklanmayı bastırmak üzere İspanya’nın kuzeyinde bulunan Vizigot Kralı Rodrigo, sayısı hakkında 40.000’den 100.000’e kadar farklı rakamlar verilen, ancak her halükarda İslam ordusundan daha kalabalık olan bir orduyla hareket etti. Bu arada, Tarık’ın talebi üzerine Mûsa b. Nusayr, 5000 kişilik bir destek kuvveti daha göndermiş ve böylece İslam ordusunun sayısı 12.000’e ulaşmıştı. [

İki ordu karşı karşıya geldi. Tarık b. Ziyad’ın savaşa başlarken ordusuna etkili bir konuşma yaptığı rivayet edilir. Bu konuşmanın bazı kısımları aşağıdaki şekildedir: 

“Ey insanlar! Kaçacak yer var mı? Arkanızda deniz, önünüzde düşman!.. Sizin için sabır ve doğruluktan başka çare yok. Bilesiniz ki siz bu adada, oburlar sofrasındaki yetimlerden daha zayıfsınız. Düşmanınız sizi ordusu ve silahlarıyla karşıladı; erzakı da bol. Sizin ise kılıçlarınızdan başka ağırlığınız; düşmanınızın elinden alacağınızdan başka yiyeceğiniz yok... Ben sizi kendi nefsimin selamette olduğu bir meseleye karşı ikaz etmedim. Bilakis işte önce kendim başlıyorum. Bilesiniz ki daha zor olana azıcık sabrederseniz, daha lezzetli olandan uzun süre istifade edersiniz... Biliniz ki sizi çağırdığım şeye ilk uyan benim.” 

19 Temmuz 711’de bütün şiddetiyle başladı. Daha önce Mûsa’yı İspanya’ya girmeye teşvik etmiş olan eski kralın taht mağduru oğulları, kendilerine bağlı birliklerle Vizigot ordusunun sağ ve sol kanatlarındaki yerlerini terk ederek savaş dışı kaldılar. Bunun üzerine Müslümanlar düşman ordusunun bu kanatlarını kısa sürede çökerttiler. Sonra da kesin galibiyet için taarruza geçtiler. Vizigot ordusunun büyük bölümü imha edildi. Kral Rodrigo savaş alanında öldürüldü. 

Bu zafer sonrasında İspanya, kapılarını Müslüman askerlere sonuna kadar açmış oluyordu. Nitekim Tarık, Vizigotların bir daha toparlanmalarına fırsat vermemek için ordusunu üç kola ayırdı: Bu kollardan birisi Kurtuba’nın, diğeri İlbire’nin fethini gerçekleştirirken, kendisi bir üçüncü kolun başında, büyük bir hızla Vizigotların ünlü başkenti Toledo’ya ulaştı. Böylece İspanya ve dolayısıyla Vizigot Krallığı tam kalbinden vurulmuş oluyordu.
 

Jean-Paul Roux'un Dinlerin Çarpışması (Kabalcı: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Rodriguez 90.000 civarında bir orduyla yardıma gelir. Tarık, Rodriguez’in üzerine, yürür, iki ordu Cadiz’in kuzeyinde karşılaşır. Korkunç ve kanlı bir savaş yaklaşık bir hafta kadar sürer. Savaşta Tarık büyük bir zafer kazanır. Bir anda, Vizigot Krallığı çöker. Üç yüzyıllık krallık bir tek günde tarihe karışır.

Artık Tarık’ın önü açıktır. Ordusunu pek çok birliğe böler. Üç birlik Malaga'yı ele geçirip, Kurtuba’yı yaklaşık üç ay boyunca kuşatır ve teslim alır. Tarık ordusunun büyük bir bölümüyle yürüyüşüne devam eder ve. Toledo’yu ele geçirir, Saragossa’ya varır. 

Musa b. Nusayr’ın İspanya’ya Çıkmasından Sonra

Müslüman kumandan, en çılgın tahminlerin de çok ötesinde bir başarı elde etmiştir. Musa bin Nusair, bu zaferi kıskanır ve kendisi için endişelenmeye başlar. Eskiden kölesi olan kumandanının, bu kadar büyük zaferler kazandıktan sonra, çok güçlenmesinden ve bunun da kendisinin gücünü zayıflatmasından endişelenmektedir. Şef odur. Bunu kimsenin unutmasını istememektedir. Tarık’a daha fazla ilerlememesi emrini vermiştir bile ama bu emri çok iyi anlaşılmamıştır. Çok geç olmadan müdahale etmesi gerekmektedir. 712 yılında on sekiz bin adamla yola çıkar; henüz Arapların ulaşamadığı bölgeleri hedeflemiştir. Sevilla, Carmona, Hispalis’i ele geçirir ve tarihi çok eskilere dayanan Merida’ya kadar ilerleyişine devam eder. Merida Arap şefin önüne dikilir. Yaklaşık bir yıl Arapların kuşatmasına dayanır, bu direniş, hiçbir mücadele vermeden teslim olan diğerlerini utandırır. Yavaş yavaş tüm İspanya’da milli bir direniş ruhu uyanmaya başlar. Hispalis ayaklanır. Musa, oğlunu bu ayaklanmayı bastırması için gönderir. Genç kumandan, ayaklanmayı çok sert bir biçimde bastırır. Bunun üzerine Merida 10 Temmuz 713’te düşer. Musa, şehrin düşüşüne büyük bir önem atfeder. Tarık da hâlâ Saragossa önünde beklediği için bu teslimiyet çok daha büyük bir önem kazanır gözünde. Böylece gücünü ve Mağrip’te göstermiş olduğu yeteneklerini göstermiş olur. 

Tarık’la görülecek hesabı daha fazla bekletmeye gerek yoktur artık, yeterince güçlüdür. Tarık’ı geri çağırır, kumandanlık rütbesini geri alır, onu cezalandırır ve hapse atar. Musa bu açgözlülüğün cezasını kısa bir süre sonra ödemek durumunda kalır. Tarık, Şam halifesinin emriyle serbest bırakılır; yeniden ordunun başına getirilir ve Musa’ya da onunla işbirliği yapma emri verilir. Her ne kadar bu iki kumandan arasında geçimsizlik olsa da zoraki işbirliklerinden büyük bir güç doğar ve artık karşı konulmaz bir hal alırlar. 

Vizigotlar can çekişmektedir. Şehirler, olgun meyveler ağaçlardan nasıl düşüyorsa öylece birer birer düşmektedirler. Bunun nedeni, büyük bir oranda, hiç karşı koymadan hemen kapılarını açtıklarında Araplardan çok iyi muamele görürken en ufak bir dirençte tüm şehir halkının cins ve yaş gözetilmeden hunharca katlediliyor oluşudur. Böylece İspanya’nın kaleleri birer birer teslim alınır aslında hepsi birden de denilebilir Salamanca ve Saragossa (712), Soria, Leon, Astorga (714), Tartus, Valencia, Barcelona ve diğerleri. Tüm İspanya, daha doğrusu bu tarihten sonra El-Endülüs adıyla anılacak olan yarımadanın büyük bir bölümü artık Müslümanların elindedir. Ve İspanya’nın fethi iki yıldan kısa bir sürede tamamlanmıştır.

İspanya’daki direnişi tamamen kırmak için yaklaşık bir yarım yüzyıl daha gerekecektir. Her şeye karşın Müslümanlar İspanya’nın tamamına sahip olamayacaklar, orada burada direnen bir iki küçük şehir kalacak ve bu özgür şehirler, gelecekte, Hıristiyan İspanya’yı yeniden kuracaklardır. 

İslam'a geçişler elbette olmuştur ancak Afrika da şahit olduğumuz gibi insanlar akın akın İslam’a koşmayacaklardır. Yarımada sakinleri çoğunlukla, Musevi ya da Hıristiyan, eski dinlerine inanmaya devam etmişlerdir; bunlar, Müslüman Doğu’da olduğu gibi, Ehl-i Kitap insanlarıdır. Bu topluluklar daha sonra Endülüs uygarlığı adı altında yeşerecek uygarlığın büyüyüp gelişmesine büyük katkılarda bulunmuşlardır. 

Aynı dönemlerde İspanya’ya Afrikalıların da büyük gruplar halinde gelip yerleştiklerini görüyoruz, bu göç önceleri savaş dolayısıyla gerçekleşmişken sonraları da boş arazilerin askerlere dağıtılmasıyla daha da hızlanmıştır. 

Prof. Dr. Mehmet Özdemir'in Endülüs (İSAM: 2014) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Her iki komutan, 713-714 senesi kışını Tuleytula’da geçirdikten sonra, bu sefer iki koldan İspanya’nın kuzey bölgelerinin fethini başlattılar. Bu yeni adım, gerek bu zamana kadar fethedilen toprakların emniyetinin sağlanması gerekse İspanya’nın fethinin tamamlanması bakımından elzemdi. İslam orduları bir seneden daha az bir sürede, Müslümanlardan kaçan Vizigot asker ve idarecilerin üslendiği Cillikiye (Galicia) bölgesindeki bazı yüksek dağ ve tepeler dışında, kuzeydeki fetihlerini tamamladılar.

Zikredilen fetih hamlelerinden sonra İspanya’da Müslümanların hakimiyeti dışında sadece doğudaki Tüdmir, batıdaki Lusitania (bugünkü Portekiz) ile en kuzeydeki dağlık Asturias bölgesi kalmıştı. Mûsa ve Tarık’ın bundan sonraki ilk hedeflerinin de bu bölgeler olacağı şüphesizdi. Fakat tam bu sırada Emevi Halifesi Velid b. Abdülmelik’ten kendilerine ulaşan emir, Şam’a dönmelerini söylüyordu. Bunun üzerine Mûsa ve Tarık, 714 senesi yazında, savaş ganimetleriyle birlikte doğuya hareket ettiler. 

Üç sene boyunca yürüttükleri askeri faaliyetler sonucunda yeni ve oldukça önemli bir ülkeyi daha İslam hakimiyetine kazandırmışlardı. 

Prof. Dr. Adem Apak'ın Ana Hatlarıyla İslam Tarihi-3 (Ensar:2016) 

kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Halifenin Geri Çağırma Emri

Musa b. Nusayr ile Tarik b. Ziyad Tuleytula'dan sonra İspanya'nın kuzey bölgelerine yönelerek Saragosa şehrini fethettiler. Daha sonra Fransa'nın güneyini hedef alan seferler başlatıldı. 

Müslüman askerler Narbonne şehrine ulaştıklarında Velid'in geri dönülmesi emriyle seferi iptal ettiler. Fransa fetihlerinden vazgeçmek durumunda kalan Müslüman komutanlar ordularım Prenelerin güneyine çektiler. 

Velid İspanya fetihlerinin tamamlanmasından sonra ordu komutanlarını çağırdı. Endülüs heyeti Şam topraklarına ulaştığında halife Velid ölmüş yerine kardeşi Süleyman devlet başkanı olmuştu. (715). Ağabeyi Velid'in bürokratlarına düşmanca muamele yapmayı genel politika olarak benimseyen Süleyman, Musa b. Nusayr ile Tarik b. Ziyad'ı görevlerinden uzaklaştırdı. İspanya fatihleri olarak ihtişamla karşılanmayı beklerken azledilerek cezalandırılan Musa b. Nusayr bu hadiseden kısa süre sonra kırgın ve mahzun bir şekilde vefat etti. 
 

Jean-Paul Roux'un Dinlerin Çarpışması (Kabalcı: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Halife bu iki kumandan arasındaki husumetin ülkedeki huzuru bozacağından endişe ederek her ikisini de huzura çağırır. Tarık hemen yola çıkar. Belki de Şam’a ilk ulaşan olduğu için kurtulmuştur. Görünen o ki Tarık cezalandırılmaz. Ancak Musa, İspanya’nın valisi olarak yerine oğlunu bıraktıktan sonra 714 yılının son aylarına doğru Şam’a vardığında, el-Velid’in son günleri yakındır. Musa cezalandırılır, o kadar büyük miktarda bir cezaya çarptırılır ki bunu ödeyebilmesi mümkün değildir, sefil bir dilenci olarak son günlerini geçirir. 

Musa’nın oğlu Abdüllaziz, babasının eserini taşradaki küçük şehirleri ele geçirmeye çalışarak yaşatmaya devam etmek istemiştir. Ancak buna vakit bulamamış 716 Mart ayında öteki iki erkek kardeşi gibi suikaste kurban gitmiştir.

bottom of page