Kırım Savaşı (1853-1855)

Osmanlı-Rus Savaşının Başlaması

Kudüs yüzyıllardır Osmanlı yönetiminde bulunuyordu. Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar için büyük önem taşıyan bu şehir, herkesin ziyaretine açıktı. Rusya, bütünüyle Avrupa'ya yönelen Tanzimatçılarla savaşmak için bahane arıyordu. Bu bahaneyi Kudüs'te buldu. Ortodoks Hristiyanlara baskı yapıldığını ve Katoliklerin korunduğunu ileri sürdü. Bu konuda bir notaverdi. Tabiatıyla bu notayı reddeden Osmanlı Devleti, Çar I. Nikola'yı fena halde kızdırdı. İlk defa Osmanlı Devleti hakkında "hasta adam" tabirini o zaman kullandı.[1]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Silistre Savunması[2]

Rusya'nın istekleri reddedilince savaş kaçınılmaz hale geldi. Çar I. Nikola, İngiltere'ye başvurarak, Osmanlı Devleti'ni aralarında bölüşmeyi teklif etti. Aynı zamanda bir Osmanlı eyaleti olan Romanya'ya saldırıp ezdi (3 Temmuz 1853). Savaş başlamıştı...[3]

 

Her iki devletin orduları Kafkasya ve Tuna boylarında yığınak yapmıştı. Osmanlıların Tuna ordusuna Serdar-ı Ekrem Müşir (Mareşal) Ömer Paşa, Kafkasya ordusuna da Kerim Nadir Paşa kumanda ediyordu. Tuna ordusunda 133 bin, Kafkas ordusunda 150 bin askerimiz vardı. Buna karşılık Rusya'nın Tuna ordusunun mevcudu 152 bin, Kafkas ordusunun mevcudu 160 bindi.[4]

 

23 Ekim 1853 günü Osmanlı topçularının ateşiyle savaş başladı. Bir süre sonra Ömer Paşa'nın komutasındaki ordumuz Romanya topraklarına girdi. Kalafat'ı aldı. 5 Kasım'da Rus kolordusunu perişan etti. Ruslar binlerce ölü ve yaralı bırakarak Bükreş'e kaçtılar. Fakat Kafkas cephesinde işler iyi gitmiyordu... Meşhur Kafkas Kartalı Şeyh Şamil'in desteğine rağmen, Nadir Paşa'nın komutasında savaşan ordumuz bir başarı elde edememişti. Bunun üzerine ordu komutanı değiştirildi. Abdülkerim Nadir Paşa geri çekilerek, cephe komutanlığı Ahmed Paşa'ya verildi.[5]

 

Karadeniz'de de deniz savaşları oluyordu. Karadeniz donanması, Sinop Lima nı'nda demirli bulunan Osmanlıların Karadeniz filosunu aniden bastı. Toparlanmasına fırsat vermeden hepsini batırdı (30 Kasım 1853). Ardından Sinop'u bombaladı. Saldırıda 2 bin 500 ev oturulamayacak hale geldi. Halktan da çok insan öldü.[6]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Sinop Baskını [7]

Ruslar, Tuna cephesinde beş gün süren büyük bir taarruz denemesi yaptılar. Kalafat'ı geri almak ve Türkleri Tuna'nın öteki yakasına atmak istiyorlardı. Fakat bu taarruzları da bozgunla bitti. Tekrar Bükreş'e kaçmak zorunda kaldılar. [8]

 

İngiltere ve Fransa’nın Osmanlıların Yanında Savaşa Girmesi (1854)

Rus donanmasının Sinop'u bombalayarak sivil halkı katletmesi Avrupa basınında şiddetle tenkit ediliyordu. Ruslar aleyhine bir kampanya başlamıştı. Bu sırada Fransa İmparatoru III. Napolyon, Çar Nikola'ya arabuluculuk teklif etti. Nikola teklifi reddetmekle kalmadı, bir beyanname yayınlayarak, İngiltere ile Fransa'yı, bu savaşta Osmanlıları tuttukları için, Hristiyanlığa ihanetle suçladı. Buna çok kızan III. Napolyon, İngiltere'ye başvurup Rusya'ya savaş açılmasını istedi. İngiltere buna çoktan hazırdı. Ama şimdiye kadar Fransa'dan çekinmişti. Teklif Fransa'dan gelince hemen kabul etti. Donanmalarını Karadeniz'e geçirdiler (3 Ocak 1854). 27 Mart 1854'te ise Fransa ile İngiltere, Rusya'ya resmen savaş ilan ettiler.[9]

 

Silistre savunması

Ruslar büyük başarılar kazanamamış, genelde kardan çok zarar etmişlerdi. Oysa çar, oturduğu yerden zafer bekliyordu. Tuna ordularına Silistre'nin alınmasını emretti. Emri alan Rus ordusu, Tuna üzerinde önemli bir askeri değere sahip Silistre Kalesi'ni kuşattı. Silistre'yi mutlaka düşürecek, Osmanlıları Tuna'nın öbür yakasına sürecekti. Külliyetli asker (80 bin kişi) ve 130 top ile saldırıya geçen Mareşal Paskieviç, 10 bin Türk askerinin savunduğu kaleye sürekli gülle yağdırmaya başladı. Arada bir kaleden çıkıp karşı saldırıya geçen birliklerimizle kanlı savaşlar yaptı. 9 Haziran 1854 günü cereyan eden şiddetli ve kanlı savaş sırasında Mareşal Paskieviç ağırca yaralandı. Yerine getirilen Prens Garçakof da bir süre sonra aynı akıbete uğradı.[10]

 

Silistre Kalesi harabeye dönmüştü. İçerdekilerden çoğu şehit olmuşlar veya savaşamayacak şekilde yaralanmışlardı. Üstelik cephaneleri ve yiyecekleri de son derece azdı. Bununla birlikte canlarını dişlerine takmış, savaşıyor, kaleyi teslim etmeye yanaşmıyorlardı. Yıllar sonra Namık Kemal, bu sahneleri göz önüne aldı ve meşhur "Vatan yahut Silistre" piyesini yazdı. Bu muazzam savunmayı ebedileştirdi...[11]

 

Silistre Kalesi'nde durum yürek yakıcıydı. Kumandan Musa Paşa kara kara düşünüyordu. Teslim teklifinde bulunan Ruslara hep aynı cevabı vermişti:" Bana bu kale, teslim etmem için değil, savunmam için emanet edilmiştir."Fakat askerleri çok azalmıştı. Komutanlarıyla görüştü. Herkes "Ne yapmalı?" sorusuna cevap arayarak susuyordu. Musa Paşa ise çoktan kararını vermişti: "Efendiler," dedi, "böyle beklemektense taarruz etmek evladır. Bizi tükendik sanıyorlar. Tükenmediğimizi küffara göstermenin tam vaktidir. Yarın cehennem ateşi gibi üzerlerine yağarsak şaşkına dönerler. Umulur ki bu şaşkınlıktan biz istifade ederiz...[12]

 

Ertesi gün, yani 13 Haziran 1854 günü sanki kıyamet koptu... Kaleyi şanla şerefle savunan bir avuç kahraman "Allah, Allah" sesleriyle dışarı fırladı. Dört koldan hücuma geçtiler. Kuşatmayı büyük ölçüde kırdılar. Rusları geri hatlara püskürttüler. 15 Haziran günü bu hareket tekrarlandı. Ruslar büsbütün şaşırdılar. Bir avuç kahramanın destanlara konu olmaya değer bu hücumu karşısında önce bocaladılar, sonra çekilmek zorunda kaldılar. Kırk bir gün süren kanlı kuşatma 25 Haziran 1854 günü kaldırıldı. Bu kuşatma sırasında meydana gelen çarpışmalarda Ruslar 15 bin ölü ve 25 bin yaralı verdiler. Ölülerin arasında dokuz general de vardı. Musa Paşa'ya, şanlı savunmasının küçük bir armağanı olarak "Müşir" (Mareşal) rütbesi verilmişti. Fakat bunun ertesi günü, çekilmenin hıncıyla ateşlenen son bir gülleye hedef oldu. "Allah!" dedi ve gözlerini şanlı savunmasının üstüne ebediyen kapadı. Duası kabul olmuştu. Çünkü kendisine mareşal rütbesi verildiğine dair haber geldiğinde gülümsemiş ve şöyle mırıldanmıştı: "Bu rütbenin yerine rütbe-i şahadeti tercih ederdim!" istediği son rütbeyi de almış ve şehit olmuştu...[13]

 

Kırım Harekâtı

İngiliz ve Fransız birlikleri tarafından desteklenen Osmanlı ordusu Rusya'ya, Kırım'da da bir darbe vurmayı tasarlamıştı. Müttefik ordular (Osmanlı-İngiliz-Fransız) 14 Eylül 1854 günü Kırım'a çıktı. Sivastopol üzerinden yürüyüp Alma Nehri'nin kuzey sahillerine yaklaştılar. Bu arada Rus birlikleriyle yapılan savaşta büyük bir başarı sağlandı. Ve "Alma Zaferi" adıyla tarihimize geçti (20 Eylül 1854).[14]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[15]

Müttefikler, karşılarına çıkan Rus ordularını perişan ede ede yürüyüşü sürdürdüler. 25 Ekim günü "Balaklava" adı verilen limanı aldılar. Ardından Inkerman Zaferi'ni kazandılar (5 Kasım 1854).[16]

Bu sırada İstanbul'da bir sadrazam değişikliği oldu: Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa'nın yerine Reşid Paşa dördüncü defa sadrazamlığa getirildi (23 Kasım 1854).[17]

 

Ruslar bütün cephelerde yeniliyordu. Rus Çan I. Nikola, zafer haberini beklerken sürekli olarak mağlubiyet haberleri alıyordu. Dayanamaz hale gelmişti. Bir zamanlar Osmanlı Devleti için "hasta adam" dediğini hatırlıyor ve acı acı gülerek, "Hasta adam bizi yüreğimizden vurdu!" diyordu. Nihayet Rus tarihlerine göre, "namusunu kurtarmak için" intihar etti (2 Mart 1855)...[18]

 

Müttefik kuvvetler 4 Eylül 1855'te genel hücum kararı aldı. Dört yandan geçilen saldırılar sonucu Rus mukavemeti kırıldı.Orduları bozuldu. Gerçi Rusya uzun bir kuşatmadan sonra Kars Kalesi'ni teslim aldı, ancak bundan başka da bir varlık gösteremedi. Sonunda barış istemeye başladılar.[19]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paris Barış Konferansı (30 Mart 1856)

Bu sırada Islahat Fermanı ilan edildi. Gayrimüslim Osmanlı tebaasının haklarının yeniden ele alındığı bu ferman ile Osmanlı devleti barış görüşmeleri sırasında elini güçlendirmeye çalışıyordu.[20] Avusturya’nın aracılığıyla müttefik güçleri ve Rusyaarasında Viyana’da bir ön mutabakat temin edilmişti.[21]

 

25 Şubat 1856'da Paris'te yapılan anlaşmaya geçen hükümlerin en önemlilerini şöyle özetlemek mümkündür:[22]

  • Ruslar, Kars'ı boşaltıp Osmanlı Devleti'ne bırakacaklardı. Buna karşılık Kırım, Rusya'ya geri verilecekti.

  • Osmanlı topraklarında bulunan müttefik kuvvetler -başta İngiliz ve Fransız askerler-  bu topraklardan çekilecekti.

  • Rusya, Güney Besarabya'yı, merkezi İsmail şehriyle birlikte Osmanlılara bağlı Boğdan Prensliğine terk edecek ve hızla Tuna kıyısından çekilecekti. Osmanlı hakimiyetinde bulunan Romen prensliklerine, Rusya hiçbir zaman karışmayacaktı.

  • Rusya Karadeniz'de donanma bulundurmayacak, Karadeniz tamamen tarafsız bir deniz olacaktı.

  • Anlaşmaya imza koyan devletler, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü kabul edecekler, hiçbir istekte bulunmayacaklardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[23]

Şüphesiz bu anlaşma Osmanlı Devleti'nin savaşta kazandıklarıyla paralel değildir. Bir bakıma, cephede kazanılan zafer, Paris'te harcanmıştır. Bu da cephede bizimle iş birliği yapan Avrupa devletlerinin masada kendi dindaşları olan Ruslara daha yakın davranmaları yüzünden meydanagelmiştir. Bu yüzden Sadrazam Mehmed Emin Ali Paşa azledilmiş, yerine beşinci defa Reşid Paşa getirilmiştir (1 Kasım 1856).[24]

 

Paris Barış Konferansı’nınen önemli maddelerinden biri 9.maddedir. Burada Islahat Fermanı ile durumları güçlendirilmiş gayrimüslim unsura tanınan haklara vurgu yapılarak bunun takdir edilmesi isteniyordu. Bu vesile ilediğer devletlerin Osmanlı Devleti’ne karışma haklarının bulunmadığı ifade edilmişti. Ancak, her ne kadar bu şekilde söylense de söz konusu madde bahane edilerek ileride pek çok olaya yabancı devletlerin karıştığı görülecektir. Zira daha önceden sadece Rusya’yı ilgilendiren taahhütler bu antlaşmaya imza atan bütün ülkeleri de muhatap olarak kabul etmek anlamı taşıyordu.[25]

 

1853-1856 yılları arasında yaşanan Kırım Savaşı Osmanlı Devleti’nde birçok ilkin başlangıcını da oluşturmaktadır. İlk defa geniş çaplı Avrupa ittifakını savaşta yanına alan Osmanlı Devleti bunun bedelini bir bakıma ilk dış borçlanma ve Islahat Fermanı’nın ilanı ile ödemek zorunda kalmıştır.[26]

 

 

Dipnotlar

[1] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[2]http://tr.wikipedia.org/wiki/Sivastopol_Ku%C5%9Fatmas%C4%B1_(1854-1855)

[3] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[4] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[5] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[6] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[7]http://terscita.blogspot.com/2013/03/sinop-tersanesi.html

[8] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[9] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[10] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[11] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[12] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[13] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[14] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[15]http://en.wikipedia.org/wiki/File:Relief_of_the_Light_Brigade.png

[16] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[17] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[18] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[19] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[20] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[21] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[22] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[23]http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris_Antla%C5%9Fmas%C4%B1_(1856)

[24] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[25] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[26] Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi-I, Anadolu Üniversitesi

Abdülmecid(1839-1861), 22 yıl 

Osmanlılar