Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı Üzerine Yürümesi

Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması büyük bir boşluk meydana getirmişti. Devlet savunmasında meydana gelen bu boşluğu, rastgele asker yazıp sayıyı tamamlamakla doldurmaya imkân yoktu. Asakir-i Mansure-i Muhammediye'ye yeni yazılan askerler alelacele birkaç günlük eğitime tabi tutuluyor ve cepheye gönderiliyordu. Tabii, bir varlık gösteremiyordu.[1]

 

Bir taraftan bunlar olurken, Sultan II. Mahmud başka işlerle uğraşıyordu. Kavuk ve cübbe sadece din adamları tarafından giyilebilecekti. Memurlar ve halk başlarına fes örtecek, ayaklarına setre pantolon geçirecek, sırtlarına kaput ve İstanbulin giyeceklerdi. Kıyafette de Avrupalı olma eğilimi böylece hız kazanmış oluyordu. Nitekim bütün bunlar millet ekseriyeti tarafından reddedilecek ve halk, Sultan II. Mahmud'a "Gâvur Padişah" demeye başlayacaktı...[2]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kavalalı Mehmet Ali Paşa [3]             Oğlu Kavalalı İbrahim Paşa[4]

Bu ortam içinde İstanbul'a korkunç bir haber geldi: Hicaz'ı Suudilerden, Mora'yı Yunanlılardan kurtarmış Kavalalı Mehmed Ali Paşa (Mısır valisi) isyan etmişti... [5]1821’de başlayan Mora İsyanı, Rusya ve Batılı devletlerin destek ve kışkırtmalarıyla kontrolden çıkınca, Babıâli Mısır valisinden askeri yardım talep etmişti. Bunun üzerine Kavalalı, Girit ve Mora valiliklerinin kendisine verileceği vaadi karşılığında, oğlu İbrahim Paşa komutasında büyük bir ordu göndermişti (Temmuz 1824). Mısır ordusu merkez kuvvetleriyle birlikte yaklaşık iki yıl içinde Rum İsyanı’nı bastırdı (1826).  Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, Mora elden çıktığından Kavalalı, Mora’ya karşılık Suriye valiliğinin verilmesini istedi. Merkez ise sadece Girit valiliğinin verilebileceğini bildirince, ilişkiler daha da gerildi. [6]

 

"Niçin isyan ettiği" sorulduğunda verdiği cevap şuydu:"Mora'yı Yunanlı serkeşlerden kurtarmak için 30 bin askerim telef oldu. Bir milyon masraf ettim. Ama padişah en sonunda Yunanistan'a bağımsızlık bahşetti." Suriye'nin vilayetime dâhil edileceği hükümetçe vaat edildiği hâlde, sonradan bu unutuldu. Bazılarının telkin ve teşvikleriyle padişah aleyhimize geçti. Bizi devletine yük saymaya başladı. Biz hizmetten gayrı ne yapmışız? Padişah bütün isteklerimizi elinin tersiyle itmiştir. Bizi yalnız bırakmıştır..."Bunların altında başka sebepler yatmıyor muydu? Elbette yatıyordu. Ali Paşa da söz verdiği hâlde son Rus seferine asker göndermemiş, yalnızca 25 bin keselik para yardımıyla yetinmişti. Mısır'da bir vali gibi değil de, bir hükümdar gibi davranmaya başlamıştı. [7]

 

Mehmet Ali Paşa’nın Anadolu Seferi (1832-1833)

Sonuçta 40 bin kişilik kuvvetiyle 23 gemilik donanmasını harekete geçirdi. Ordusuna oğlu İbrahim Paşa kumanda ediyordu. Mısır ordusu önüne çıkan şehirleri, bir ara Gazze, Yafa, Kudüs ve Hayfa gibi bazı önemli merkezleri istila ede ede Akka Kalesi'ne geldi. Tam 6 ay 11 gün süreyle Akka'yı kuşattı. Kalede bin veya iki bin kadar asker vardı. Komutan, Sayda Valisi Abdullah Paşa idi. Şerefle savundu, ama üstün kuvvetler karşısında teslim olmak zorunda kaldı (27 Mayıs 1832). Kavalalı İbrahim Paşa Şam şehrini de aldı (15 Haziran 1832).[8]

 

Toroslar'ı geçerek Anadolu'ya giren İbrahim Paşa, acıdır, ama halk tarafından "kurtarıcı" olarak karşılanıp alkışlanıyordu. Çünkü halk, Sultan II. Mahmud'un yaptığı yenilik hareketlerinden, özellikle de kıyafet inkılabından memnun değildi. Elinden gelen bütün kolaylığı, İbrahim Paşa ordusuna gösteriyordu. Bu kolaylıktan da faydalanan İbrahim Paşa, nihayet Konya'ya girdi. Bir süre sonra da Reşid Paşa komutasında üzerine gelen Osmanlı ordusuyla kapıştı. Yapılan savaşta Reşid Paşa esir düştü. Osmanlı ordusu bozuldu. İbrahim Paşa, Reşid Paşa'yı büyük hürmetle karşıladı. Mısır ordusunun da başkomutanı sayıldığını bildirdi. İsterse Mısır'a, isterse İstanbul'a gönderileceğini söyledi. Reşid Paşa İstanbul'a gitmek isteyince de isteğini hemen yerine getirdi (21 Kasım 1832).[9]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[10]

Osmanlı Devleti, isyan eden valisini askeri kuvvetiyle engelleme şansı kalmadığını görünce, çözümü zorunlu olarak diplomasiye havale etti. Bu süreçte Fransa, çıkarları gereği Mısır valisinin yanında yer aldı. Kendi sorunlarıyla uğraşan İngilizler ise yardım talep etmek için Londra’ya gönderilen Namık Paşa’nın ısrarlarına rağmen harekete geçmedi. Bu durum, Babıâli’nin tek alternatifi olarak kalan Rusya’yı ön plana çıkardı. Bölgede güçsüz bir Osmanlı hâkimiyetini, güçlü bir Mısır valisine tercih eden Çar Nikola, II. Mahmud’un yardım isteğini kabul ederek İstanbul’a bir heyet gönderdi (Aralık 1832).[11]

 

Konya zaferinden sonra daha da kuvvetlenen Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa, Kütahya üzerine yürüdü. Kütahya'yı da aldı (2 Şubat 1832). Padişaha bir mektup yazarak kışı Bursa'da geçireceğini bildirdi. İstanbul büyük bir telaşa kapılmıştı. [12]

 

Son çare olarak II. Mahmud’un talimatıyla Rusya’dan fiilen askeri müdahale talep edildi ve Rus filosu Beykoz açıklarına demirleyerek karaya 5 bin asker çıkardı (Nisan 1833). Rusya’nın Boğazlardan dost devlet statüsüyle geçip Akdeniz’e açılması ve Babıâli’yi himayesine alması İngiltere ile Fransa’yı telaşlandırınca, bu iki devlet Mısır valisine ordusunu geri çekme konusunda baskı yapmaya başladılar. Bu baskı sonuç verince, devletle asi valisi arasında Kütahya Sözleşmesi imzalandı (Mayıs 1833). Bu sözleşmeye göre; Mehmed Ali Paşa’ya Mısır ve Girit’e ek olarak Suriye valiliği, oğlu İbrahim Paşa’ya da Cidde valiliği ile Adana muhassıllığı (bölgenin vergilerini toplama hakkı) verildi ve böylece Mısır sorununun birinci perdesi kapandı.[13]

 

Rusya ile Hünkâr İskelesi Antlaşmasının İmzalanması(1833)

II. Mahmud, Kütahya Sözleşmesi’ne rağmen elde ettiği kazanımlardan memnun olmayan ancak İngiltere ve Fransa baskısıyla masaya oturan Kavalalı’nın savaşı yeniden başlatma ihtimalinden ötürü, Rusya ile bir savunma antlaşması imzalayarak kendisini resmen güvenceye almak istedi. Yapılan görüşmeler sonucunda iki ülke Arasında Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı (8 Temmuz 1833). [14]

 

Buna göre:

  • Osmanlı Devleti bir saldırıya uğrarsa, Rusya masrafları karşılanmak kaydıyla askeri yardım gönderecekti.

  • Rusya bir saldırıya uğrarsa Osmanlı Devleti diğer devletlere Boğazları kapatacaktı.

 

İngiltere ile Balta Limanı Antlaşması’nın İmzalanması (1838)

Bu şekilde kendisini güvenceye alan Babıâli, İngiltere olmadan kalıcı bir çözümün elde edilemeyeceğini düşündüğünden diplomatik çabalarını bu yönde yoğunlaştırdı. Bu zoraki barış dönemi, uluslararası siyasi durumu uygun gören Kavalalı’nın savaş hazırlıkları ile yeniden tehlikeye girdi. Babıâli’nin bu konudaki çaresizliğini fırsata çevirmek isteyen İngiltere, bir takım mali ayrıcalıklar verildiği takdirde harekete geçebileceğinin işaretlerini verince, görüşmeler bu yönde ilerledi. Sonuçta Mısır sorununun çözümünde İngiltere’nin desteğini sağlamak için Baltalimanı Ticaret Antlaşması imzalandı (16 Ağustos 1838). Bu antlaşmayla[15]:

  • Osmanlı pazarlarında yabancı mallar çoğalmış, ticaret gelirlerinin büyük bölümü yabancıların eline geçmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin ekonomik açıdan dışa bağımlılığını arttırmıştır.

  • Osmanlı Devleti verdiği ayrıcalıklarla Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’ya karşı İngiltere’nin yardımını sağlamıştır.

  • Osmanlı memleketlerinde uygulanan iç gümrük vergisinden yabancılar muaf tutulmuştur.


Bu antlaşmaya tepki gösteren Fransa’nın Mehmed Ali Paşa’ya olan desteğini arttırması üzerine Osmanlı Devleti 1838 yılı sonlarında Fransa ile yeni bir ticaret antlaşması imzalayarak Baltalimanı Antlaşması’nda İngilizlere tanıdığı ayrıcalıklara benzer haklar vermiştir. [16]

Zamanın Avusturya başbakanı Metternich, Baltalimanı Anlaşması üzerine “İşte Osmanlı şimdi bitti” diyerek şaşkınlığını göstermiştir. 1858’de İngiliz iktisat tarihçisi Edward Michelson, “Yabancı ülkelerde büyük ünü olan Türk sanâyiinin birçok kolları şimdi tamamen yok olmuştur. Bunlar arasında pamuk sanâyii başta gelir ki, bunlar bütünüyle İngiliz sanâyii tarafından sağlanmaktadır. Şam’ın çelik bıçakları, Kıbrıs’ın şekeri, İznik‘in çini, Tesalya’nın iplik boya sanâyii hep yok olmuştur. Bütün bu sanâyi kollarının bugün Türk topraklarında artık izi bile kalmamıştır” diyerek düşülen acıklı hâli dile getirmiştir.[17]

 

 

 

 

Dipnotlar

[1] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[2] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[3]http://tr.wikipedia.org/wiki/Kavalal%C4%B1_Mehmet_Ali_Pa%C5%9Fa

[4]http://mvelascoramos.blogspot.com.tr/2011/06/narriman-sadek-fue-la-ultima-reina-de.html

[5] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[6] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[7] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[8] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[9] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[10]http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Egypt_under_Muhammad_Ali_map_de.svg

[11] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[12] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[13] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[14] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[15] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[16] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[17]http://www.turkiyegazetesi.com.tr/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/456928.aspx

II.Mahmud(1808-1839, 31 yıl) 

Osmanlılar