Abdülaziz Döneminin Sonu

İç Politikada Sıkıntılar

Osmanlı Devleti, 1876 yılında büyük ayaklanmalar ve diplomatik baskılarla mücadele ederken, içte de taht değişikliğiyle sonuçlanacak bir dizi siyasi ve toplumsal olayla yüzyüze kalmıştı.[1]

 

Tanzimat döneminde devlet idaresinin ağırlıklı olarak hükümete (Babıali) geçmiş olması nedeniyle, Abdülaziz saltanatının ilk on yılında önemli sorunlarla doğrudan ilgilenmedi. Bu dönemde, Kıbrıslı Mehmet Emin, Yusuf Kamil, MütercimRüşdü, Ali ve Fuad Paşalar gibi devlet adamlarıİmparatorluğun iç ve dış siyasetini yürüttüler. Ancak, 1871’de Sadrazam ve Hariciye NazırıAli Paşa’nın ölümü ve yerine Mahmut Nedim Paşa’nın geçmesiyle birlikte padişah, devlet idaresini doğrudan eline almış ve bu arada istibdat (baskı) emareleri gösteren bir yönetim tarzını benimsemiştir.[2]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[3]

Reşid Paşa’nın ölümünden sonra, genel olarak Bâbıâli’nin hâkimleri olan Fuad Paşa’nın 1869’da ve Âli Paşa’nın da 1871’de vefat etmelerinin ardından, saray ve Bâbıâli arasındaki iktidar mücadelesi yeniden başladı. 1871-1875 arasında sadaretin sekiz defa el değiştirmesi bu mücadelenin şiddetini göstermektedir. Sultan Abdülaziz’in 8 Eylül 1871’de sadarete atadığı Mahmud Nedim Paşa, düzenleme adı altında Âli Paşa’nın ekibini tasfiye ve merkez ile taşra bürokrasisini altüst etti; memurların bir kısmını görevlerinden aldı, bir kısmının yerlerini değiştirdi ve vilâyetlerin tahsisatını kıstı. Dış siyasette ise, Fuad ve Âli Paşaların Avrupa eksenli çizgisinden ayrılarak Rusya’ya meyletti. [4]

 

1872’de Sadrazamlığa getirilen Meşrutiyet yanlısı Midhat Paşa ise, padişahlauyuşamadığından kısa süre sonra azledilmiştir. Kontrolü tam olarak eline almayaçalışan Abdülaziz, bundan sonra sadrazamları ve nazırları sık sık değiştirme yoluna gitmiştir.[5]

 

Sultan Abdülaziz, gittikçe şiddetlenen mali sıkıntı ve Balkanlar’daki peş peşe ayaklanmalara rağmen, yönetimdeki kontrolünü gevşetmek niyetinde değildi. Daha önce birkaç defa azledilip sürgüne gönderilen Serasker Hüseyin Avni ile Midhat Paşa, keyfi yönetimiyle devleti felakete sürüklediğine inandıkları Abdülaziz’in tahttan indirilmesini istiyorlardı. Hüseyin Avni Paşa, azil ve sürgünlerden dolayı padişaha şahsi kin duyduğundan O’nun hal’ edilmesini isterken, Meşrutiyet’in getirilmesiyle ilgilenmiyordu. Midhat Paşa ise, meşrutiyet taraftarı olarak Veliahd Murad’ın tahta geçmesini arzu ediyordu. [6]

 

Alınan bu sıkı tedbirler, devletinmali durumunu biraz düzelttiyse de, padişahlığının ilerleyen yıllarında saray masraflarının aşırıya kaçması ve Avrupa’dan alınan borçlarla yürütülen yenileşme çabaları, mali vaziyeti tam bir iflas noktasına getirdi. [7]Tahta çıktığı günlerde devletin Kırım Savaşı yüzünden biriken dış borçlarının toplamı 90 milyon altındı. Tahttan indirildiğinde bu miktar 196 milyon altını bulmuştu. Bunların çoğu donanmaya gitmişti.[8]

 

1875 yılına gelindiğinde, Sadrazam Mahmut Nedim Paşa devletin artık dış borçlarını ödeyemeyeceğiniilan etti. [9]Devletin mali iflası demek olan bu gelişme, Avrupa basınında aleyhte kampanyaya ve içte tepkilere yol açtı.[10]

 

Bu sırada, Hersek ve Bulgaristan ayaklanmalarında binlerce Müslüman’ın katledilmesi, Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin içişlerine sürekli olarak müdahale etmeleri, yine Avrupa’yla olan diplomasinin isyancılar lehinde seyretmesi ve Selanik Olayı gibi gelişmeler, siyasi ve toplumsal tepkilerin artmasına neden oldu.Ağustos 1875’te ikinci defa Sadrazamlığa getirilen Mahmut Nedim Paşa’nın Rus taraftarlığı da, bu tepkiyi biraz daha arttırıyordu. Bu gergin ortam içerisinde, İstanbul’daki medrese talebeleri (talebe-i ulum), 10 Mayıs 1876’da derslerini bırakarak Fatih ve Bayezid meydanlarında nümayişler yaptılar. “Softalar Ayaklanması” diye bilinen bu olayların, Abdülaziz’in muhalifi Midhat ve Hüseyin Avni Paşalar tarafından da kışkırtılıp yönlendirildiği anlaşılıyor. [11]

 

Göstericileri yatıştırmak isteyen Sultan Abdülaziz Şeyhülislamlığa, kısa süre sonra kendi hal’ fetvasını da verecek olan Hasan Hayrullah Efendi’yi getirdi. Durumun gittikçe kötüleşmesi ve ayaklanmacıların isteği üzerine padişah, 12 Mayıs’ta Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı azlederek yerine Mütercim Rüşdü Paşa’yı atadı. Midhat Paşa ise Mecalis-i Aliye üyeliğine ardından da Şura-yı Devlet riyasetine getirilmiş, Hüseyin Avni Paşa da serasker yapılmıştı. [12]

 

Bir taraftan Yabancı devletlere olan yüklüborçların faiz ödemelerinin durdurulduğu ilanı, diğer taraftan da Hersek isyanında Hıristiyanların kıyıma uğratıldığına dair abartılı haberler, Avrupa kamuoyunu kısa sürede Osmanlı hükümeti aleyhine çevirmişti.Rus başbakanı Berlin’e giderek Osmanlı Devleti’ne karşışiddetli tedbirler alınması gerektiği hususunda Bismark’ı ikna etmişti. Görüşmelerde, Hersek isyanı konusunda Avrupa’ya karşı üstlendiği taahhütleri yerine getirmesi için Babıali’ye baskı yapılması kararlaştırıldı.Berlin’de toplanan dışişleri bakanları, bir reform taslağını ve programını hazırladı. 5 maddelik Berlin Memorandumu, 13 Mayıs 1876’da Babıali’ye tebliğ edildi. Memorandum ultimatom niteliğindeydi ve istenen tedbirlerin alınmaması ve olaylarınönlenememesi durumunda üç devletin askeri kuvvet kullanabilecekleri vurgulanıyordu.[13]

 

Alınan kararları Rusya ve Avusturya’danbaşka Fransa ve İtalya da kabul etmişti. O güne kadar olaylar karşısında sessizliğini koruyan İngiltere, Rusya’nın ön plana geçmesi ile harekete geçti. Sonunda İngiltere, mevcut statükoyu değiştirdiğinden ve İngiliz menfaatlerine aykırı olan bukararları, 15 Mayıs 1876’da reddetti. Fransa ve İtalya’nın da onaylarını geri çekmesiyle Berlin Memorandumunun artık hiçbir yaptırımı gücü kalmamıştı. Sonuçsuzkalan memorandumun bir sonucu da, Osmanlı kamuoyunda İngiliz yanlısı bir hava estirmesi, Rus aleyhtarlığını ise körüklemesiydi.[14]

 

Abdülaziz’in Tahttan İndirilmesi(1876)

Sultan Abdülaziz, 30 Mayıs 1876’da Serasker Hüseyin Avni, Adliye Nazırı Midhat, Sadrazam Mütercim Rüşdü ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’den oluşan dörtlü cunta (erkan-ı erbaa) tarafından yapılan askeri bir darbe ile tahttan indirildi. Harbiye kumandanı Süleyman Hüsnü Paşa üç yüz kadar harbiye talebesini alarak sabaha karşı sarayı çevirdi. Donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Sultan Abdülaziz Han kayıkla alınıp, Topkapı Sarayına götürülerek, Sultan Üçüncü Selim Hanın şehid edildiği odaya hapsedildi. Sonra Fer’iyye Sarayına götürüldü.[15]Yerine Veliahd V. Murad padişah yapıldı.[16]

 

Sultan Abdülaziz’in Öldürülmesi (1876)

Devrik Padişah, saraydaki odasında gece gündüz Kur'an-ı Kerim okuyor, namaz kılıyordu. Etraf askerler tarafından kuşatılmıştı. Kuş uçurtulmuyordu. Fakat ihtilalciler, ihtilalden bir süre sonra can derdine düşmüşlerdi. Halkın Sultan Abdülaziz'i sevdiğini biliyorlardı. Bazı askeri birlikler de ona bağlıydı. Ya bunlar el ele verip ayaklanır da tekrar Sultan Abdülaziz'i tahta çıkarırlarsa, ihtilalcilerin hali ne olurdu?[17]

 

Cezayirli Mustafa Pehlivan, Mabeyinci Fahri Bey, Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan, Sultan Abdülaziz Hanın kaldığı odaya zorla girdiler. Büyük mücadeleden sonra iki bileklerini kesip dışarı kaçtılar. Avni Paşa Kuzguncuk’taki yalısından Fer’iyye Sarayına geldi. Henüz ölmemiş olan Sultan Abdülaziz Han, pencereden çıkartılan adi bir perdeye sarılarak yakın bir karakola nakledildi. Ölüm raporunu imzalamak istemeyen iki doktordan birini Avni Paşa hemen Trablusgarb’a sürdü. Diğerinin de apoletlerini söktü. Sultan Abdülaziz’in naaşını yıkayan imamlar, sonradan verdikleri ifadelerde, Sultanın iki dişinin kırık olduğunu, sakalının sol tarafının yolunduğunu, sol memesinin altında büyük bir çürüğün bulunduğunu belirtmişlerdir.[18]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[19]

Daha önce de Osmanlı padişahları Yeniçeriler tarafından tahttan indirilmesine rağmen, Abdülaziz’in hal’i, şekil ve uygulanış bakımından tipik bir askeri darbe niteliğindedir.[20]

 

Sultanın cenazesi 5 Haziran 1876 günü büyük bir merasimle kaldırıldı. Babası Sultan İkinci Mahmud Hanın Çemberlitaş’taki türbesine defnedildi.[21]

 

Dönemin Değerlendirilmesi

Abdülaziz döneminde, baş gösteren mali sıkıntının da en önemli nedenlerinden biri olan pek çok yenilik yapılmıştır: 1863’te, yerli üretimi canlandırmak ve modernleştirmek üzere Islah-ı Sanayi Komisyonu kuruldu. Bu doğrultuda alınan tedbirler arasında, Hazine-i Hassa’dan esnafa düşük faizli kredi verilmesi de vardı. Yine 1863’te, Galata ve Eminönü’nü birleştiren Yeni Galata Köprüsü hizmete açıldı. Bir yıl sonra, 1864’te genel nüfus sayımı yapıldı.[22]

 

Tersane ve Tophane’nin modernleştirilmesi, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının Avrupa’dan alınan toplarla tahkim edilmesi; Taksim, Gümüşsuyu ve Taşkışla kışlalarıyla, yeni Mekteb-i Harbiye ve Seraskerlik (bugünkü İstanbul Üniversitesi) binalarının inşa edilmesi; Feshane’nin genişletilmesi; Haydarpaşa-İzmit, İzmir-Aydın ve İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryollarının yapımı; telgraf şebekesinin genişletilmesi; dünyada ilk metrolardan biri olarak kabul edilen Karaköy-Beyoğlu tünelinin açılması; ilk atlı tramvayın hizmete sokulması; İdare-i Aziziye adlı vapur işletmesinin kurulması; donanmanın yenilenip büyütülerek güçlendirilmesi ve modern askeri fabrikaların kurulması, bayındırlık ve askeri alanlardaki yeniliklerdir.[23]

 

Eğitim alanında yapılan mühim yenilikler ise şunlardır: Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi), Darülfünün (İstanbul Üniversitesi), Darülmuallimat (kız öğretmen okulu), Tıbbiye ve Sanayi mektepleri gibi modern okulların açılması ve eğitim sistemini yeniden teşkilatlandırmak üzere Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin kabul edilmesi (1869).[24]

 

 

 

Dipnotlar

[1] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[2] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[3]http://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClaziz

[4] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[5] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[6] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[7] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[8] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[9] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[10] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[11] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[12] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[13] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[14] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[15]http://osmanlilar.gen.tr/1699-1923.asp

[16] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[17] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[18]http://osmanlilar.gen.tr/1699-1923.asp

[19]http://jokerlabs.wordpress.com/2012/03/15/sultan-abdulaziz-mason-suikasti/

[20] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[21]http://osmanlilar.gen.tr/1699-1923.asp

[22] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[23] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[24] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

I.Abdülaziz (1861-1876, 15 yıl) 

Osmanlılar