Osmanlı Rus Savaşları (1806-1812)

III. Selim zamanında yaşanan Osmanlı-Rus ve Osmanlı-İngiliz savaşları, zorunlu olarak kurulan üçlü ittifakın bozulması yüzünden başlamıştı. Osmanlı devlet adamları, Rusların, ansızın işgal etmesini bir türlü kabullenemedikleri Eflak ve Boğdan’ı istiladan kurtarma amacındaydı. Ardından hedefi büyütüp Kırım’ı da geri alarak, Karadeniz’deki Rus varlığını iyice sınırlandırmak istiyorlardı. Ancak bu suretle Boğazlar ve İstanbul’u Rus tehdidinden kurtarmak mümkün olacaktı.[1]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[2]

FakatOsmanlı Rus Savaşında Osmanlı Devleti hayli zor durumda kaldı. Doğu cephesinde Osmanlı ordusunun durumu iyi değildi. İstanbul’daki karışıklıklar da duyulunca, ordunun morali büsbütün bozuldu ve Rusya karşısında neredeyse bozguna uğradı. Rumeli ordusu da hemen her cephede Ruslar karşısında büyük zorluklar yaşıyordu. Napolyon’un Çarı Osmanlılarla anlaşmaya zorlaması, Osmanlı ordusunun tamamen bozguna uğramasını engelledi. Sadrazam bu sırada doğan fırsatı değerlendirmek istedi. Fakat savaşmak istemeyen yeniçeriler, Yeniçeri Ağası Pehlivan Paşa aleyhine ayaklanarak onu öldürdüler ve Silistre karargahını yağmalamaya giriştiler (30 Temmuz 1807).[3]

 

Yergöğü Anlaşması(1807)

Yergöğü’nde 26 Ağustos 1807’de bir mütareke metni imzalandı. 7 maddeden oluşan ve gelecek yılın Nisan ayına kadar geçerliliği olan anlaşma metni Osmanlıları bir nebze de olsa rahatlattı. Buna göre, Eflak ve Boğdan gibi işgal altındaki yerler otuz beş gün içinde Rusya tarafından boşaltılacaktı. Osmanlı ordusu nihai bir barış antlaşması imzalanana kadar bu yerlere asker sevk edemeyecekti. Rus donanması işgal ettiği Bozcaada’yı boşaltacak ve Boğazları abluka altında tutmayacaktı. Buna karşılık Osmanlı Devleti de, Rus donanmasının Boğazlar’dan Karadeniz’e girip çıkmasına izin verecekti. [4]

 

Fransa İle İlişkilerin Bozulması ve İngiltere İle Yakınlaşma

Ruslarla bir ateşkes antlaşması yapılmasında Fransız elçi Sebastiyani’nin önemli rolü vardı. Osmanlı Devleti’ni düştüğü zor durumdan adeta kendisinin kurtardığını düşünen Sebastiyani, devletin iç ilişkilerine de karışmak gibi kabul edilemez davranışlar sergiledi. Bazı valilikler için tayin ve azil talepleri bile öne sürdü. Bu şekilde devletin iç işlerine müdahale edilmesi, Babıali’nin otoritesini hiçe saymak demekti. Babıali de bir nevi otoritesini göstermek ve siyasi kargaşaya son vermek için bir dizi idam kararı verdi.[5]

 

Diğer taraftan Rus Çarı I. Aleksandr, anlaşmayı onaylamadı. Bu sırada Rusya ise Fransa yakınlaşmış, Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere diplomatları vasıtasıyla anlaşmaya çalışıyordu. Bir tasarıya göre, Eflak, Boğdan ve Bulgaristan Rusya’ya bırakılırken; Arnavutluk, Mora ve Girit Fransa’ya verilecekti. Avusturya’nın payına ise Bosna bırakılmıştı. Sırbistan ise bir Avusturya prensi yönetiminde bağımsız bir devlet olacaktı.[6]

 

Daha geniş bir paylaşımı konu edinen diğer tasarıda ise taraflar önceki paylaşılan yerlere ek olarak Osmanlı topraklarının daha önemli parçaları üzerinde pazarlık ettiler. Varılan sonuca göre Rusya, Trakya ve İstanbul’u alıyordu. Fransa ise Ege adaları, Suriye ve Mısır’ı, Avusturya da Makedonya’nın bir kısmıyla Selanik’i alacaktı. Fakat İstanbul ve Boğazların Ruslara bırakılmasına Napolyon razı olamadı. Anlatılanlara göre Napolyon, İstanbul’un tek başına bir imparatorluk kadar önemli olduğunu belirtip Marsilya’nın bir kapısının da Boğazlar olduğunu söylemişti.[7]

 

Fransa ve Rusya’nın anlaşmasından rahatsız olan Osmanlı Devleti, söz konusu planlardan haberdar olmasa bile kendi kaderiyle ilgili olumsuz kararları tahmin edebiliyordu. İstanbul’un elinde Fransa’ya alternatif olarak, İngiltere ile ittifak seçeneği vardı. Bu yöndeki imkânlar değerlendirildi ve Üçlü İttifak’ın bozulmasından sonra Osmanlı-İngiliz münasebetlerini tekrar kurma yoluna gidildi. Böylece, yeni bir Osmanlı-İngiliz ittifakı antlaşması yapıldı (1809).[8]

 

Rus Savaşının Yeniden Başlaması(1808)

İstanbul’daki ihtilal ve karışıklıkları kendileri açısından yeni bir fırsat olarak gören Ruslar, Eflak ve Boğdan’ın kendilerine bırakılması konusunda taviz vermek istemediler. İsmail, İbrail ve Yerköy taraflarına asker gönderdiler. (Nisan 1808). Rusların esas ordularını Tuna üzerinden sevk etmek üzere olduklarına ilişkin duyumlar da İstanbul’a gelmekteydi. Bu duruma tedbir olarak, önce tecrübeli ve yaşı sekseni bulmuş olan Ziya Paşa Serdar-ı Ekrem tayin edildi. Ruslar da Tuna nehrini geçmişti. Silistre’ye kadar gelip muhasara etmişlerdi. Köstence ve Hırsova’yı işgal ile ilerleyen Rusların umumi taarruzu sonucunda meydan savaşı başladı. Tatariçe mevkiinde meydana gelen savaş gırtlak gırtlağa bir hal aldı. Savaşın en kritik anında Tepedelenlioğlu Muhtar Paşa’nın yetişmesi ile savaşı Osmanlı Devleti kazanmıştı. Uzun zamandır muhasara altındaki İsmail ve İbrail kaleleri zahiresizlik ve mühimmatsızlık yüzünden teslim olmak zorunda kalmıştı. Ancak bu teslimden Rusların hiçbir kazancı olmadı. Çünkü oldukça büyük kayıplar vermişlerdi.[9]

 

Ruslar 1810 yılı baharında, Balkanların kuzeyinde üç koldan büyük bir taarruza başladılar. Dobruca’da toplanan Ruslar Edirne, Silistre, Şumnu ve Niğbolu üzerinden saldırıya geçtiler. Özellikle Niğbolu üzerinden yapılan saldırı çok şiddetli oldu.  İki kol halinde ilerleyen Rus ordusu komutanı Kamenski Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Yusuf Ziya Paşa’nın mütareke teklifine, mağrur bir şekilde ancak devletinin öne sürdüğü tüm koşullar kabul edilirse savaşı bırakacağı karşılığını verdi ve Şumnu üzerine yürüdü. Hatta “Şumnu’yu aldıktan sonra, barış görüşmelerini İstanbul önlerinde yapacağız” gibi fütursuz ifadelerde bulunuyordu. Ancak Şumnu’da büyük bir mağlubiyete uğradı (4 Ağustos 1810). Rus ordusu Rusçuk’a doğru çekilmek zorunda kaldı. Varna önlerine yardıma giden Osmanlı donanması da Rusların mevzi mevzi çekilmelerine neden oldu. Rusçuk’taki muhasarayı çözüp oradan da çıkmak mecburiyetinde kalan Rus ordusu Silistre’ye çekildi. Ruslar çekilirken şehirleri yakıp yıkıyorlardı. Ancak başka bir koldan saldırıya geçmekten de kaçınmıyorlardı. Çünkü bu esnada Sırplar da isyan etmişti. Ruslar bu karmaşık ortamdan faydalanarak Rusçuk, Yergöğü ve Niğbolu’yu zabt ettiler, hatta Lofça’ya kadar ilerlediler. Rusçuk’a saldıran Rus ordusuna karşı koymak için yardıma giden Halil Paşa ordusu ise Batin civarındaki meydan savaşında ağır bir yenilgi aldı. Halil Paşa hayatını kaybetti. Osmanlı tarafında, 1811 yılında Rusların Balkanlar’daki ilerlemeleri üzerine başarısız bulunan Yusuf Ziya Paşa Serdar-ı Ekremlik görevinden alındı. Yerine İbrail’de Rusları yenme başarısı gösteren İbrail nazırı Laz Ahmet Paşa, 15Nisan 1811 tarihinde Serdar-ı ekrem tayin edildi. [10]

 

Bükreş Antlaşması (1812)

Durumun kritik olması nedeni ile Serdar-ı Ekrem, Rus general Kutuzof’dan mütareke istemek zorunda kaldı. Rus general mütareke çağrısını kabul etti. Aslında Rusya, Fransız orduları karşısında zor durumdaydı. Osmanlı iç siyasetindeki gelişmeler Ruslara cesaret vermekle beraber, Napolyon’un Avrupa içlerine doğru ilerlemesi her şeye rağmen Rusları korkutuyordu. Bundan dolayı bir an evvel antlaşmayı imzalamanın yoluna baktı. Netice olarak Ruslar, bu antlaşma ile bazı çıkarlarını bir süreliğine ertelemek zorunda kaldılar.[11]

 

Bükreş Antlaşması (28 Mayıs 1812) imzalandı. Ruslar, aralıklarla da olsa yaklaşık altı yıl süren savaştan aldıkları bölgelerden sadece Beserabya bölgesini topraklarına kattılar. Osmanlı Devleti’nin savaş sebebi saydığı Eflak ve Boğdan ise Osmanlı topraklarında kaldı. Prut nehri, her iki devletin de kabul ettiği doğal bir sınır olarak kayda geçirildi.[12]

 

 

 

Dipnotlar

[1] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[2]http://tr.wikipedia.org/wiki/1806-1812_Osmanl%C4%B1-Rus_Sava%C5%9F%C4%B1

[3] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[4] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[5] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[6] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[7] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[8] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[9] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[10] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[11] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[12] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

II.Mahmud(1808-1839, 31 yıl) 

Osmanlılar