Mora Ayaklanması(1821) ve Yunanistan’ın Bağımsızlığı(1830)

Tepedenli Ali Paşa’nın Görevden Alınması (1821)

II. Mahmud, 1810’lu yılların ortalarından itibaren âyanları tek tek tasfiyeye yöneldi. Böylece Orta Anadolu ile Tuna boylarında otoritesini yeniden sağladı. Merkezî hükümete karşı direnen âyanlar ölümle cezalandırıldı. II. Mahmud’un siyasi gücünü ülkenin tamamına hâkim kılmasının önünde artık iki engel kalmıştı: Bugünkü Yunanistan ve Arnavutluk toprakları arasında kalan Epir bölgesinde idaresini kurmuş olan Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa ile yarı bağımsız bir konuma gelmiş olan Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa.[1]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[2]

1821 yılı sonlarında görevden alınan ve bu kararı kabul etmeyerek isyan eden Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın kuvvetleri İstanbul’dan gönderilen Osmanlı ordusu tarafından dağıtıldı. Teslim olan Tepedelenli ileride yeni bir muhalif hareket başlatmasından korkularak idam edildi. Ortadan kaldırılması, onun kontrol altında tuttuğu ayrılıkçı Yunan hareketini alevlendirdi.[3]

 

Mora İsyanı (1821)

Yunan isyanının süratle gelişmesindeki en önemli faktör, şüphesiz Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdu. Rumlar arasında bağımsız bir devlet kurma düşüncesi, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Rusya ve Avusturya tarafından teşvik edilmeye başlanmıştı. [4]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[5]

Yoğun olarak Mora, Teselya, Ege ve Akdeniz adalarında yaşayan Rumlar ticaret, gemi taşımacılığı, sarraflık ve benzeri işlerle hayli zenginleşmiş, bu durum onların Batı’yla yakın temas kurmalarına zemin hazırlamıştı. Akdeniz’de eski gücünü kaybeden Venedik’in yerini alan Rumlar, genel anlamda III. Selim devrinde (1789-1807) nüfus, servet ve kültürel faaliyetler bakımından hayli mesafe kat etmişlerdi. Bunun doğal sonucu olarak; Selanik, Marsilya, Trieste, Londra, Liverpool ve Odessa gibi pek çok önemli liman kentinde büyük koloniler oluşturdular. Bu koloniler, daha sonra Rum bağımsızlık faaliyetlerinin lobi kolu ve sponsorları olacaktır. [6]

 

Etniki Eterya ve Fener’deki Rum Patrikhanesinin hedef tayin ettiği[7]Rumlar Mora’da isyan bayrağını açtılar (6 Nisan 1821). Bölgedeki Türkler kalelere kapanıp yardım beklemeye koyuldular. Ancak bir türlü yardım gelmemesi üzerine, bölgedeki kaleler Rumların eline geçmeye başladı ve Müslümanların çoğu katledildi. Diğer taraftan Rumlar ticaret gemilerini savaş gemilerine dönüştürerek isyanı adalara da yaydılar. Buna karşın Babıâli daha etkin önlemler almaya karar verdi. Bu bağlamda el altından isyana destek veren Fenerli Rum Beyler, bazı metropolitler ve İstanbul Patriği IV.Gregorius idam edildi (22 Nisan 1821).[8]

 

İsyanın şiddetini arttıran Rumlar Epidor yakınlarında bir meclis toplayarak bağımsızlıklarını ilan ettiler (1 Ocak 1822). Babıâli etkin önlemler aldıysa da 1824 yılı itibarıyla isyanı sona erdirebilmiş değildi. [9]

 

Mehmet Ali Paşa’nın İsyanı Bastırması (1826)

Kendi askeri-siyasi gücüyle isyanı bastıramayacağına hükmeden Babıâli, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’dan destek istedi.[10]1810’ların ortalarında Arap köylüleri zorla askere alıp başlarına Türk, Arnavut ve Çerkes subaylar koyan Mehmed Ali Paşa, Avrupa ordularına benzer düzenli ve talimli birlikler kurmuş; ayrıca, ordusunun eğitimi ve idaresini Fransa’dan getirttiği general ve subaylara bırakmıştı.[11]

 

Kavalalı ise Mora ve Girit valiliklerinin de kendisine verilmesi halinde askeri destek göndereceğini bildirdi. Talepleri kabul edilince de Temmuz 1824’te oğlu İbrahim Paşa komutasında 196 gemiyi ve 16.000 askeri Mora’ya gönderdi. Ege’de Osmanlı donanmasıyla birleşen Mısır donanması, birçok bölgede asileri yendikten sonra Şubat 1825’te Mora önlerine geldi. Burada karaya çıkan Mısır ordusu yine merkez kuvvetleriyle birleşerek kısa sürede isyancıları durdurdu. Yaklaşık iki yıl süren bu ortak askeri operasyon sonucunda Rum isyanı bastırıldı (Nisan 1826).[12]

 

Navarin Baskını(1827)

Rum İsyanının Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından bastırılması ve Mora ile Girit valiliklerinin kendisine verilmiş olması, Rusya ve İngiltere’nin Balkanlar, Adriyatik, Akdeniz ve Kuzey Afrika politikaları bakımından sakıncalı bir gelişmeydi. Mısır valisinin Mora ve Girit’i hâkimiyeti altına alarak daha da güçlenmesi uzun vadede bu bölgelerin Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasına, çıkmasa dahi Kavalalı’nın elinde kalmasına yol açabilirdi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın bölgeyi tam olarak nüfuzu altına almadan, kendi güdümlerinde bir Yunanistan kurulması için ortak hareket etme kararı aldılar. Taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda Petersburg Protokolü imzalandı (4 Nisan 1826). Buna göre; İngiltere ve Rusya özerk bir Yunanistan’ın kurulması için gereken siyasi ve askeri girişimlerde bulunma konusunda uzlaştılar.[13]

 

Babıâli bu sırada kontrol altına almış olduğu Yunan isyanının dış tahriklerle tekrar canlanmaması için Rusya’nın müzakere talebini kabul etti ve sonuçta Akkerman Sözleşmesi imzalandı (7 Ekim 1826). Buna göre: Sırbistan’ın özerkliği onaylanacak, Eflak-Boğdan’a Rusya’nın da görüşü alınarak yerli yöneticiler atanacak, Rusya’nın ticaret gemilerine Osmanlı sularında serbest dolaşım hakkı verilecek, Kuzey Afrikalı korsanların Rus gemilerine verdiği zararı Babıâli ödeyecek ve Bükreş Antlaşması’nın maddeleri eksiksiz bir biçimde uygulanacaktı. Akkerman Sözleşmesi’ndeki maddelerin, Yunan isyanıyla bir ilgisinin bulunmadığı açıkça görülmektedir. Rusya bu sırada Babıâli’nin bu konudaki hassasiyetini ve zor durumda oluşunu kullanarak masa başında siyasi kazanımlar elde etme fırsatını kaçırmamıştır. [14]

 

Petersburg Protokolü ile özerk Yunanistan’ın kurulması için ortak hareket kararı alan İngiltere ve Rusya diğer Avrupa devletlerini de bu protokole imza atmaya davet ettiler. Avusturya ve Prusya ret cevabı verirken, Fransa kendisine karşı 1815’te kurulmuş olan “Kutsal İttifak”ı parçalamak ve pastadan pay almak için olumlu cevap verdi. Bu çerçevede yolları kesişen üç devlet 6 Temmuz 1827’de imzaladıkları Londra Protokolü ile bir adım daha ileri giderek, özerk değil tam bağımsız bir Yunanistan kurulması konusunda ortak hareket etme kararı aldılar. Ağustos 1827’de Babıâli’ye tebliğ edilen bu karar reddedildi. Bunun üzerine müttefikler, Osmanlı-Mısır kuvvetlerinin Mora ve civarından derhal çekilmesini istediler. Bu talepleri de reddedilince, Navarin limanında demirli Osmanlı-Mısır donanmasına taarruz ederek neredeyse tamamını yaktılar (20 Ekim 1827).[15] 57 gemimizi batırdılar. Sekiz bin askerimiz şehit oldu (20 Ekim 1827).[16]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[17]

Bu baskınla deniz gücünü kaybeden Osmanlı Devleti, olayı şiddetle protesto etti. Bu durumun Rum isyanının yeniden alevlenmesine yol açacağını düşündüğünden, Boğazları tüm devletlere kapattığını ilan etti ve tazminat talebinde bulundu. Babıâli müttefiklerle diplomatik ilişkisini de kestiğini bildirince İngiltere, Fransa ve Rusya elçileri İstanbul’u terk ettiler. [18]

 

Güçsüz bir Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünden yana olan İngiltere’nin aksine, Rusya bu son gelişmelerden oldukça memnundu. Fransa ve İngiltere ise Rusya’yı son derece avantajlı bir konuma getirecek bir Osmanlı-Rus savaşına meydan vermemek için Mısır kuvvetlerini Mora’dan uzaklaştırma kararı aldılar ve Temmuz 1828’de bunu Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya bildirdiler. Şiddetli baskılar ve tehditler nedeniyle söz konusu talep Ağustos ayında Mısır valisi tarafından kabul edildi(Eylül 1828). İngilizler ise donanması yakılan İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusunu memleketlerine taşıdılar. [19]

 

Osmanlı-Rus Savaşı ve Yunanistan’ın Bağımsızlığı

Son gelişmelerle insiyatifi İngiltere ve Fransa’ya kaptırdığını gören Rusya, şartları yeniden lehine çevirmek için Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. (26 Nisan 1828)[20]Rusya’nın zamanlaması gayet iyiydi, çünkü Asakir-i Mansure-i Muahmmediye adıyla kurulan yeni ordu henüz güçlü bir devlete karşı sınav verebilecek düzeyde değildi. Öte yandan Navarin’de Osmanlı-Mısır ortak donanmasının yakılmış olması, denizlerde Rusya’nın rakipsiz kalması demekti. Bu şartlarda Rusların Balkanlarda ve Kafkaslarda hızla ilerlediğini gören diğer Avrupalı devletler, diplomatik girişimlerine hız verdiler ve sonuçta Londra’da bir protokol imzalandı (22 Mart 1829). Buna göre; Mora ve çevresi ile adalardan oluşacak bağımsız bir Yunanistan kurulacak, Avrupalı devletlerin üzerinde uzlaştığı bir prens tarafından yönetilecek ve Osmanlı Devleti’ne bağlılığı yıllık vergiden ibaret olacaktı.[21]

 

Buna karşın Babıâli, Londra Protokolü kararlarına itiraz ederek savaşa devam kararı aldı. Ancak 1829 yılı itibarıyla, Rusların batıda Edirne’ye doğuda ise Erzurum’a kadar ilerlemelerine engel olamadı. 20 Ağustos 1829’da Edirne’nin düşmesi ve Ruslara başkent İstanbul yolunun açılması üzerine, Babıâli daha önce reddetmiş olduğu Londra Protokolü hükümlerini yerine getirmeye hazır olduğunu bildirerek barış istedi. Diğer devletlerin de barışta ısrar etmeleri üzerine başlayan görüşmeler sonucunda Edirne Antlaşması imzalandı (14 Eylül 1829).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


1829 Edirne Antlaşması[22]

Buna göre[23]:

  • Osmanlı Devleti, Yunan devletinin kurulmasını ve bağımsızlığını öngören 6 Temmuz 1827 ve 22 Mart 1829 tarihli Londra protokolü ve antlaşmasını kabul edecekti.

  • Rusya Tuna nehri ağzındaki adalar hariç, işgal ettiği yerlerden çekilecek ve savaş öncesindeki gibi Prut nehri sınır kabul edilecekti.

  • Osmanlı Devleti Gürcistan ve Kafkasya’da işgal edilen yerlerin Rusya’ya ait olduğunu kabul edecek, Rusya ise Ahıska, Poti ve Anapa dışındaki yerleri iade edecekti.

  • Sırbistan ile Eşak-Boğdan’a daha önce verilen siyasi-idari haklar teyit edilecek ve genişletilecekti.

  • Rus ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçebilecek ve Rus uyruklular Osmanlı topraklarında ticaret yapabileceklerdi.

  • Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecekti.

 

Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti Tuna ağzındaki adaları ve Kafkaslarda stratejik önemi olan bazı bölgeleri Rusya’ya kaptırmış oldu. Böylece Rusya, Karadeniz’in batısından ve doğusundan biraz daha güneye sarkmış ve tarihi emellerine bir adım daha yaklaşmış oldu. Yunanistan’ın kurulması ve bağımsızlığının ilanı, Osmanlı hâkimiyetinden kurtulmak isteyen diğer Balkan toplumlarına örnek oluşturması bakımından önemli bir gelişmeydi. İlk defa Osmanlı hâkimiyetindeki bir millet resmen bağımsızlığını kazanmış oldu. [24]

 

 

 

Dipnotlar

[1] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[2]http://www.wardom.org/yunan-ayaklanmasi-158048/

[3] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[4] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[5]http://www.assassinscreed1092.com/patras-vakasi-ve-sonrasi.html

[6] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[7]http://osmanlilar.gen.tr/1699-1923.asp

[8] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[9] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[10] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[11] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[12] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[13] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[14] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[15] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[16] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[17]http://www.e-tarih.org/sayfam.php?m=tablo&id=24

[18] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[19] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[20] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[21] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[22]http://haberustam.com/wp-content/uploads/2013/07/Edirne-Antlaşması.jpg

[23] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

[24] Osmanlı Tarihi (1789-1876), Anadolu Üniversitesi

II.Mahmud(1808-1839, 31 yıl) 

Osmanlılar