Halid-i Bağdadi (1778-1826)

1778 senesinde, Bağdat’ın kuzeyinde bulunan Zûr şehrinde doğdu. Daha küçük yaşlardan itibaren, keskin zekâsı, kuvvetli hafızası, sağlam irâdesi ve çalışkanlığı ile aklî ve naklî ilimlerde üstün bir dereceye yükseldi. Bütün ilimlerde hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sahip oldu. 1788 senesinde, üstadı Seyyid Abdülkerîm Berzencî tâûndan vefât edince, onun talebesi boş kalmasın diye ders vermeye başladı. Yirmibir yaşında iken, ulemâya ve talebeye üstâd olmuş, yedi sene ders okutmakla meşgûl olmuştur. Arabî ve Fârisî olarak yazdığı kaside ve manzûmeleri vardır. [1]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[2]

1805 senesinde hacca gitti. Medîne-i münevvere’de, birgün Yemenli fazilet sahibi bir zâta rastladı. Câhilin âlimden nasihat istemesi gibi ondan nasihat istedi. O zât dedi ki: “Ey Hâlid Mekke-i mükerremeye gittiğin zaman edebe uymayan birşey görürsen hemen reddetme.” Mevlânâ Hâlid hazretleri Mekke-i mükerremede Kâbe-i şerîfe karşı Delâil-i hayrât’ı okurken câhil kılıklı, siyah sakallı birinin, Kâ’be’ye sırt çevirip kendine bakdığını gördü. “Utanmadan Kâbe’ye arkasını çevirmiş. Edebi gözetmiyor!” diye düşünürken, o kimse; “Mü’mine hürmet, Kâbe’ye hürmetten daha öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Niçin beni kötülüyorsun. Medine’deki zâtın nasihatini unuttun mu?” dedi. Mevlânâ Hâlid ondan af diledi ve “Beni talebeliğe kabûl et.” diye yalvardı. O da; “Sen burada olgunlaşamazsın” dedikten sonra eli ile Hindistan’ı göstererek: “Senin işin orada tamam olur” dedi ve gitti.[3]

 

Mevlânâ Hâlid hazretleri, memleketi Süleymâniye’ye dönüp ders vermeye başladı. Fakat gece-gündüz Hindistan’ı düşünüyordu. Birgün bu düşünceler içinde iken, Hindistan’ın Dehlî şehrinde bulunan Abdullah-i Dehlevî’nin talebelerinden Mirzâ Abdürrahîm isimli bir zât çıkageldi. Abdullah-ı Dehlevî’nin Mevlânâ Hâlid’e; “Selâmımızı söyle, bu tarafa gelsin!” buyurduğunu bildirdi. 1809 senesinde ikisi birlikte İran ve Afganistan üzerinden Hind yolculuğuna çıktılar. Aylarca süren yolculuktan sonra tam bir senede Delhî’ye geldi.[4]

 

Abdullah-ı Dehlevî, onu talebeliğe kabûl etti. Beş ay çalışıp büyük velîlerden olmak saadetine erişti. Müceddidiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çeştiyye yolunda kemâle geldi. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri ona; “Ey Hâlid, şimdi memleketine ve Bağdat’a git! Oradaki Hak âşıklarını, Allahü teâlâya kavuştur” buyurdu.[5]

 

Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri Bağdat’tan Süleymâniye’ye hicret etti. Yeni bir dergâh inşâ edilip, orada talebe yetiştirmekle meşgûl oldu. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Haleb, Irak, Bağdat, Basra, Kerkük, Erbil, İmâdiye, Cezîre, Şemzîn (Şemdinli), Mardin, Ayıntab, Urfa, Diyarbekir, Anadolu’nun birçok şehirleri, İstanbul, Hindistan, Afganistan, Dağıstan (Kafkasya), Mâverâünnehr, Mısır, Umman, Magrib, Girit ve diğer İslâm memleketleri, Mevlânâ Hâlid’in yetiştirdiği bu talebeler ulaştı.[6]

 

1826 senesinde, Şam’da vefât etti. Cenâze namazını, talebesi olmakla şereflenen ve “Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resûlullah efendimizi ( aleyhisselâm ) baş gözüyle görmezsem, o namazımı iade ederim” diyen, Hanefî mezhebinde büyük fıkıh âlimi İbn-i Âbidîn kıldırdı.[7]

 

Halid el-Bağdadi yaşamında olduğu gibi öldükten sonra da Osmanlı Devleti tarafından saygıyla yâd edilmiştir. Sultan Abdulmecid, Necip Paşa’ya emir vererek el-Bağdadi’nin Şam’daki kabrine masrafları kendi özel bütçesinden karşılanmak üzere türbe yapılmasını emretmiştir.[8]

 

Halid-i Bağdadi Nakşibendilik içerisinde İmam-ı Rabbani’den sonra en etkin olan ikinci adam olmuştur. Onun vesilesiyle Osmanlı topraklarında, özellikle de İstanbul’da farklı tarikatlar ve değişik Nakşibendi kolları ciddi anlamda nüfuz kaybına uğramış ve 1826 yılında kapatılan Bektaşi tekkeleri Halidi şeyhlere verilmiştir. [9]

 

Halidiyye’nin İslami esaslara uygun olması ve mürşitlerinin ulema sınıfından gelmesi tarikatın İstanbul Uleması tarafından kabul görmesinde etkili olmuştur. Kısa zamanda Nakşibendilik ilim ve devlet adamları nezdinde ciddi bir saygınlığa ulaşmıştır. Tarikatın İstanbul halifesi İzmirli Ahmed Eğribozi’nin faaliyetleri neticesinde Şeyhulislamlar Mekkizade Mustafa Asım ve Mehmed Refik Efendi, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Said, Davud, Gürcü Necip, Namık Paşalar ve Musa Saffeti Halidiyye’ye intisap etmiştir.  [10]

 

Kadirilerin yoğunlukta olduğu Kuzey Irak bölgesi Halidiyye’nin doğuşuyla yerini Nakşibendiliğe bıraktı. Berzenci ve Sadat-ı Nehri gibi şeyh ailelerinin çoğu Kadiriyye’den Nakşibendiliğe geçti. Zamanla Kürt kimliği bir dereceye kadar Halidiyye ile bütünleşti. [11]

 

Halidiyye’nin siyasi açıdan etkin olduğu bölgeler arasında Kuzey Kafkasya’nın ayrı bir yeri vardır. Halid el-Bağdadi’nin önde gelen halifelerinden İsmail Şirvani XIX. yüzyılın ilk on yılında Halidiyye’nin Kuzey Kafkasya’da yayılmasını sağladı. Şeyh Şamil’le bölgede en etkin tarikat haline geldi. [12]

 

Halidiyye’nin Arap dünyasında en yaygın olduğu ülke ise Suriye’dir. Halid el-Bağdadi’nin hayatının önemli bir bölümünü Şam’da geçirmesi ve orada vefat etmesi tarikatın Suriye’deki nüfuzunun başlıca nedenidir. [13]

 

Halid el-Bağdadi’nin Mekke’ye gönderdiği halifelerinden Abdullah Mekki (Erzincani) vasıtasıyla Halidiyye İslam coğrafyasının ücra köşelerine kadar ulaşmıştır. Onun müritleri arasında Türkler, Kırım ve Kazan Tatarları’nın yanı sıra Güneydoğu Asyalı Müslümanlar da vardı. Sumatralı Şeyh İsmail Minangkabavi Singapur, Malezya ve Riau saltanatının merkezi Penyangat adasında oldukça etkili olmuştur. Minangkabavi’nin irşat faaliyetleri neticesinde Riau sultanı Muhammed Yusuf Halidiyye’ye intisap etmiştir. [14]

 

Abdullah Mekki’nin Anadolu’daki başlıca halifeleri “Terzi Baba” olarak bilinen Muhammed Vehbi Efendi (v. 1848), Mustafa Hüdavendi ve Yanyalı Mustafa İsmet Efendi’dir (v. 1872). [15]

 

Mustafa İsmet Efendi’nin tekkesi İstanbul’da kurulan en eski Halidi tekkesidir. Halidi şeyhler hilafetin merkezi İstanbul’da devlet ve siyaset çevreleriyle girdikleri yakın ilişkiler sayesinde ıslahat hareketlerinin gündemde olduğu yıllarda İslami değerlerin korunması noktasında önemli başarılara imza attılar. Jön Türklere karşı II. Abdulhamid’i desteklediler. [16]

 

1946 yılında demokrasiye geçilince Halidiler Türk siyasi hayatında yeniden etkin oldular. Siyasi partiler, halkın oylarını alabilmek için Halidi Şeyhlerin çocuk ya da torunlarını listelerinden meclise taşıdılar.Türk siyasi hayatında en etkili Halidi şeyh ise Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi (v. 1893) ve Ahmed el-Ervadi (v. 1857) yoluyla Halid el-Bağdadi’ye ulaşan Mehmet Zahit Kotku’dur (1980). Kotku’nun tekkesinde 1 cumhurbaşkanı, 2 başbakan, çok sayıda bakan ve bürokrat yetişmiştir. [17]

 

Halidi Şeyhler Cumhuriyet dönemi fikir hayatında da etkin oldular. Hareket Dergisi ve ekolünün kurucusu Nureddin Topçu Gümüşhanevi Tekkesi şeyhlerinden Abdulaziz Bekkine’nin (v. 1952) müritlerindendir. Yine yakın dönem fikir ve sanat dünyasının etkin siması Necip Fazıl Kısakürek de Seyyid Taha Hâkkari vasıtasıyla silsilesi Halid el-Bağdadi’ye ulaşan Abdulhakim Arvasi’ye (v. 1943) intisap etmiştir. [18]

 

Abdülfettah-i Bağdadi Akri (1778-1864)

1778 senesinde doğan Abdülfettâh Efendi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin talebesidir. Tasavvufda pek yüksek derecelerin sahibi olduğu gibi, fıkıh ilminde de büyük âlim idi. İstanbul halkı senelerce onun feyz ve bereketlerinden istifâde etti. [19]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[20]

Abdülfettâh hazretleri, küçük yaşta Bağdat’ın ileri gelen âlimlerinden ilim öğrenmeye başladı. Çok zekî idi. Genç yaşta tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerinde ve o zamanın fen ilimlerinde mütehassıs bir âlim oldu. Fıkıh ile ilgili mevzûları cevaplandırmada meşhûr idi.[21]

 

Abdülfettâh-ı Bağdadî, bu zâhirî ilimlerin yanısıra, bâtın ilmi olan tasavvufta da yetişmek istiyordu. Bunun için Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerine talebe oldu. Hocası Mevlânâ Hâlid hazretleri, onun bu güzel hasletlerini bildiği için, ona en zor işleri yaptırır, diğer talebeleri ile haberleşmeye bunu gönderirdi. Yolculukta herhangi bir vâsıtaya, bineğe binmesini yasaklamıştı. Yaya olarak gitmesini emrederdi. Vazifeli olarak İstanbul’a iki defa yaya gitmişti. Şeyh Abdullah-ı Hirâti vefât edince, onun yerine geçti.[22]

 

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin ilminin derinliği, evliyâlığının üstünlüğü, dünyânın her tarafına yayılmıştı. Her yerden akın akın talebeler geliyordu. Saltanat şehri olan İstanbul’dan da pekçok kimse, Bağdat’a gidip, onun talebesi olmak istiyorlardı. İsteklilerin hepsinin Bağdat’a gitmesi mümkün değil idi. Bu sebeple Mevlânâ Hâlid hazretleri, Abdülfettâh-ı Bağdâdî’yi İstanbul’a gönderdi.[23]

İstanbul’un Üsküdar semtinde Karacaahmed Kabristanı ile Bağlarbaşı arasında, Nûh Kuyusu mevkiindeki dergâha yerleşti. Bunu işitenler bir anda dergâha akın ettiler. Kısa zamanda, devlet erkânından vezirler, komutanlar, paşalar, âlimler, velîler onun talebesi olmak için etrâfını doldurdular. 1864 senesinde Muharrem ayının ortalarında talebeleri ve tanıdıkları ile helâlleşti, vedâlaştı. Vasıyyetini bildirdi. Talebelerinin başında okudukları Kur’ân-ı kerîmi dinleyerek son nefesini verdi. Mezârı, Üsküdar’dadır.[24]

 

Gelenbevi İsmail Efendi (1730-1790)

Fıkıh ve kelâm âlimi, kadı, meşhûr Osmanlı matematikçisi.  1730 senesinde Manisa’ya bağlı Kırkağaç kazasının, Gelenbe kasabasında doğdu. Küçük yaşta babasının ölümü ile yetim kalan İsmâil Efendi, ilim tahsil edemedi. Oniki-onüç yaşına gelen İsmâil Efendi, hâlâ sokaklarda oyun oynuyor, boşa vakit geçiriyordu. Yine birgün sokakta oynarken, baba dostlarından biri onu gördü. Yanına çağırıp; “Çok yazık, ata ve ecdadın hep ilimle meşgûl oldular. Sen ise bu yaşta başıboş geziyor, sokaklarda oynuyorsun!” dedi. Ona ilim öğrenmesi husûsunda yardımcı olabileceğini söyledi. İsmâil Efendi, o günden itibaren oyunu terketti. İlim tahsiline başladı. Kısa zamanda başarı gösterip fıkıh, kelâm, matematik, mantık ve mühendislik ilimlerinde ilerledi. Medreseden mezûn olduktan sonra, 1763 senesinde müderrislik payesini kazandı. Geçim sıkıntısı çekmesine rağmen vazîfe almayıp kendisini ilmî araştırmalara verdi. Daha çok okuyup, daha çok çalışmanın yollarını aradı. Mantıkla ilgili “Burhan” kitabını bu esnada yazdı. Bundan sonra vakitlerini daha çok matematik ilmine ayırdı. Sultan Birinci Abdülhamîd Hân zamanında, Sadrâzam Halîl Paşa ve Kaptân-ı derya Cezayirli Hasen Paşa’nın gayret ve teşvikleri ile yeni açılan Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn’a matematik hocası olarak tayin edildi. Bu okulda birçok gencin yetişmesinde hizmetleri oldu. [25]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[26]

Gelenbevî İsmâil Efendi’nin eserlerinden biri meşhûr “Logaritma cetveli”nin şerhidir. Bu eserin yazılmasının hikâyesi şöyledir: Sultan Birinci Abdülhamîd Hân zamanında İstanbul’a gelen bir Fransız mühendisi, logaritma cetvelini İstanbul’da kimsenin bilmediği iddiasında bulunur. Yanındakiler de, kendisini Gelenbevî İsmâil Efendi’ye götürürler. Fransız, verdiği logaritma cetveliyle ilgili soruya, tayin edilen zamana kadar cevap vermesini ister. İsmâil Efendi, müddet dolunca sorusunun cevâbını almaya gelene, logaritma ile ilgili yazdığı kitabı verir. Adam evirip çevirir, şerhi inceler. Tercümanı yardımıyla mütâlâa eder ve Reîs Râşid Efendi’ye; “Şu adam Avrupa’da olsaydı, ağırlığınca altın değeri olurdu” diyerek hayret ve takdîrini ifâde eder. [27]

 

Gelenbevî İsmâil Efendi’nin fen sahasında asıl mühim eseri, ömrünün sonlarına doğru yazdığı “Cebir” kitabıdır. “Dekâik-ül-beyân fî kıblet-ül-büldân” adlı beş ciltlik eseri, Hanefî mezhebi fıkıh bilgilerine dâirdir. Kendi yazdığı mantıkla ilgili “Burhan” kitabına haşiye, astronomi ile ilgili, “Amelü bir-rub-il-müceyyib”, “Risale fil-kıyâs”, kelâm ilmine dâir Celâleddîn Devânî’nin “Akâid-i Adûdiyye”ye yaptığı şerhe haşiye, “Âdâb-ül-bahs vel-münâzara”, yine mantıkla ilgili “Tehrib haşiyesi”, “Vahdet-i vücûd risalesi” ve daha başka eserleri vardır. Kitaplarından birçoğu basılmış, medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Bilhassa “Celâl haşiyesi” ismiyle tanınan kelâm ilmine âit Celâleddîn Devânî’nin, Akâid-i Adûdiyye şerhine yaptığı haşiye, en çok tanınan ve okunan eseridir.[28]

 

1790 senesinde büyük kadılıklardan olan, bugün Yunanistan sınırları dâhilinde bulunan Tırhala Yenişehiri kadılığına gönderildi. 1791 senesinde Yenişehiri’nde vefât edip, Bayraklı Câmii kabristanına defnedildi.[29]

 

Kuşadalı İbrahim Halveti (1774-1846)

Halvetiyye tarikatının Şabâniyye kolunun büyüklerindendir. Aydın vilâyetinin Kuşadası kasabasına bağlı Çınar köyündendir. 1774 senesinde doğdu. Anadolu’da çeşitli yerlerde ilim tahsil ettikten sonra İstanbul’a gelerek, Fâtih’te bulunan Feyziyye Medresesi’ne (Şimdiki Millet Kütüphânesi’nin bulunduğu yere) yerleşti. Burada Emîn Efendi’den ders alarak ilmini ilerletti. Fâtih’deki Atpazarı dergâhında bulunan Beypazarlı Şeyh Ali Efendi’ye hayran kalan Kuşadalı, talebelerinden oldu. [30]

 

Ali Efendi, Fındıkzâde semtindeki Beşikçizâde dergâhında vazîfe yapmakta iken, 1818 senesinde vefât etti. Vefât ederken, kendi yerine bakacak zâtın, Kuşadalı İbrâhim Halvetî olduğunu bildirdi. Kuşadalı, hocasının vefâtı üzerine İstanbul’a döndü. Aksaray’da bir zâtın, kendisi için yaptırdığı ve Kuşadalı Dergâhı diye anılan dergâha geçerek, orada hizmete devam etti. Onun buradaki hizmeti o tekkenin bir yangında yandığı 1833 senesine kadar devam etti. Dergâhın yandığı zaman, yakınları, sevenleri yeniden inşâ edelim diye ne kadar ısrar ettiler ise de, o, tekkelerde eski safiyetin kalmadığını, gittikçe değiştiğini, asıl hüviyetinden uzaklaştığını bildirerek, dergâhının yeniden inşâsına katiyen müsâade etmemiştir.[31]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[32]

Dergâhı yandıktan sonra, Bâyezîd semtinde kiraladığı bir evde bir yıl kadar kalan Kuşadalı, daha sonra Fâtih’te, Çarşambapazarı civarında bir ev satın alarak oraya taşındı. Aksaray’da onüç, Bâyezîd’de bir ve Çarşamba’da dokuz sene olmak üzere, yirmiüç sene müddetle İstanbul’da hizmet edip, birçok talebeye hocalık ettikten sonra, hacca gitmek üzere İstanbul’dan yola çıktı. Hacdan sonra Medîne-i münevvereye geçerek, orada da bir müddet kaldı. 1846 senesinde hac dönüşü yolda vefât etti.[33]

 

Ahmed Cevdet Paşa dâhil, o zamanın mühim şahsiyetleri onun sohbetlerine koşarlardı. Ahmed Cevdet Paşa, eserlerinden birinde şöyle demektedir: “Kuşadalı İbrâhim Efendi, devrinin en derin din âlimi idi. Son derece vakarlı ve heybetli idi. Güleryüzlü idi. En büyük ilmi müşküller onun vesilesiyle halledilirdi.[34]

 

Taha’l Hakkâri (?-1853)

Hâlid-i Bağdâdî’nin talebelerinin büyüklerindendir. Hocası tarafından Şemdinân’da Nehri kasabasında ders vermeğe me’mûr edildi.Süleymâniye, Kerkük, Irak, Erbîl, Bağdat gibi ilim merkezlerine giderek şöhretli âlimlerden; tefsîr, hadîs, fıkıh gibi zâhirî ilimleri, zamanın fen ve edebiyat bilgilerini öğrendi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî’nin yanında seksen gün kaldıktan sonra, evliyâlıkta pek yüksek derecelere kavuştu.[35]

 

1853senesinde talebelerinin Yâsîn-i şerîf tilâvetleri arasında, mübârek rûhunu Kelime-i tevhîd getirerek teslim eyledi.[36]Kabri Hakkâri’nin Şemdinli ilçesine bağlı Bağlar köyündedir.[37]

 

Pek çok halide yetiştirdi. Nakşiliğin Halidi kolu, Güneydoğu Anadolu, Irak ve Suriye’de adeta onun yetiştirdiği halifelerce temsil edilmiştir. Neecip Fazıl’ın mürşidi Abdülhakim Arvasi’nin şeyhi Seyyid Fehim Arvasi ile Taha’l Hariri onun yetiştirdikleri arasındadır.[38]

 

Terzi Baba (1780-1847)

İsmi Muhammed Vehbî’dir. Erzincan’da doğdu. Temel din bilgilerini tahsîl ettikten sonra, anne ve babasının isteği üzerine, bir sanat sahibi olmak için terzilik öğrenmeğe başladı. Terzi Baba diye meşhûr olması buradan gelmektedir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halîfelerinden Erzincanlı Şeyh Abdullah Mekkî Efendi ile görüştü ve ona talebe oldu. [39]

 

Abdullah Mekkî Efendi ile tanışmaları şöyle oldu: Fakirleri çok sever ve bu sevgisini açıkça belli ederdi. Birgün Erzincan’a seyyah fakirlerden birisi geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar kirli idi. Bu zât paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi. Fakat müracaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakir zâta alay yollu; “Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker” dediler. Terzi Baba’yı buldu, istediğini anlattı. Terzi Baba ona; “Paltonu bırak, inşâallah yarına hazırlarım” dedi. Terzi Baba paltoyu alıp, güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. “Ertesi gün o fakire elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret dahî almadı.[40]

 

O günlerde Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri, halîfelerinden Abdullah Mekkî Efendi’yi Anadolu’ya göndermişti. Erzincan’a yaklaşınca, yanındaki arkadaşlarına; “Mevlânâ Hâlid’in bize tarîf eylediği memleket, Allah bilir ya burasıdır. Burada bir zâtın bizde emâneti vardır” demişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan’ı şereflendirince, insanlar akın akın ziyâretine geldiler. Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defa gördüğü Terzi Baba içeri girince ayağa kalktı. Hiç kimseye yapmadığı iltifâtı Terzi Baba’ya yaptı. “Mevlânâ Hâlid hazretlerinden bizde bir emânet var. O emânete seni müstehak gördüm. Bu emânet sana çok menfaatler sağlar. Kabûl edersen sana teslim edeyim” dedi. Terzi Baba da; “Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse; dünyâ için Allah demem” cevâbını verdi. Abdullah Mekkî Efendi bu cevâbı alınca; “Oğlum, sen bulacağını buldun. Teslîm edeceğim emânet seni dünyâ sevgisinden kurtarmaktan başka birşey değildi” buyurarak, Terzi Baba’ya nazar edip, emâneti tevdî etti. Terzi Baba’ya hilâfet verip, Allahü teâlânın kullarına, Allahü teâlânın dînini öğretmek ve marifetullaha kavuşturmak vazîfelerini verdi. Terzi Baba’ya bağlanan talebelerin sayısı günden güne arttı. [41]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[42]

1847 senesinde Erzincan’da vefât etti. Dergâhının olduğu yere defnedildi. Bugün burası Terzi Baba mezarlığı diye anılmakta, mezârlığın ortasında türbesi bulunmaktadır.[43]

 

Müştak Baba (1759-1832)

Esas adı Muhammed Mustafa Müştak efendidir. Soyu Seyyid Abdülkadir Geylani hazretlerine dayandırılır. Eğitimlerini amcası Şems-i Bitlisi, Hasan Şirvani ve Bağdat’ta Nâkibül-eşraf Hasan Efendi ile İstanbul’da Mesnevihan Hoca Neşet Efendi’den almıştır. İstanbul’da Eyüp Selâmi Efendi dergâhında kalmış ve II. Mahmud ile yakın arkadaşlığı olmuştur. Şirvani’de musiki eğitimi alan Müştak Baba icralara udu ve sesiyle katılacak kadar musikiye aşina idi. Bu nedenle, postnişin olduğu Kadirîye tarikatı içinde, musikî ve semaya özel önem veren Müştâkiye şubesi onun ekolü olarak oluşmuştur.[44]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[45]

Vahdet-i vücud anlayışındadır. Mevlana hayranıdır. Edebi yönü ve hitabeti güçlü olan Müştak Baba Arapça ve Farsça bilidi ve aruz vezni ile yazdığı şiirlerinde, sembolik dil kullanırdı. Şiirlerinden oluşan divanı, ölümünden sonra, 1847 yılında basılmıştır. 1832 yılında Bitlis’i ziyarete giderken, konakladığı Muş’ta 75 yaşındayken öldürülür.[46]

 

Muhammed Nurü’l Arabi (1813-1872)

Mısır'ın başkenti Kahire'de doğdu. Camiü'l-Ezher'deki tahsili süresi dokuz yıl sürmüştür. Şeyh Hasan el-Kuveysni'nin emriyle Yanya'ya Şeyh Ahmed Efendi ile gitmiş ve orada Nakşibendi şeyhi Yusuf efendiye intisabla bu tarikata girmiştir.Kısa bir süre sonra bu sefer şeyh Yusuf efendinin emriyle Mekke'ye gitmiş ve orada boş durmayarak Şeyh İbrahim eş-Şemariki'den Halvetiyye-i Şabaniyye,Üveysiyye ve Ekberiyye tarikatlarına intisap etmiştir.İstanbul'da misafir olarak bulunduğu sıralarda Şeyh Abdülhalık el-Kazgani (Kazancı) Efendi'den de tarikat-ı Nakşibendiyye almıştır.[47]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeyhi ve sebeb-i feyz ve rifatleri olan üstadı Hasan el-Kuveysni'nin "Filan kitabı okut,sen Rum'a git" emriyle 1245/1829'da Rumeli'ye doğru yola çıkar.Antalya-Gelibolu-Selanik şehirlerinde biraz kaldıktan sonra Serez'e gelir ve Serez medresesinde bir süre müderrislikte bulunur. Üsküp valisi Hıfzı Paşa'nın yaptırdığı Koçana Medresesi'nde yerli halkın büyük ricaları sonunda müderrisliğe başlar.[48]

 

Mekke'ye varan Seyyid Muhammed Nur,bu ziyarette de kendisinin hala manevi alanda mükemmel olmadığını görüyor ve yanındaki müridi Üsküp ulemasından Hacı Nebi Efendi'ye; "Bize bu ilm-i zahir kifayet etmez.Mekke-i Mükerreme ve Beyt-i Şerif,mürşid-i kamilden hali değildir.Kendimize bir mürşid-i kamil arayıp bulmamıza fırsattır." diyor.Sonunda meczup Mekke'li Melami derviş Mehmed'e kavuştuğunu söylüyor.[49]

 

Mısır'da doğan Seyyid Muhammed Nur, Türkler arasında yaşamış, her halükarda Türkçe konuşmuş, yazmış ve eser bırakmıştır. 11 Mart 1887 günü bütün ihvanı çağırttı ve onlara son nasihatlerini yaptı.Gelenlerin her biriyle helalleşir,onlara tesellide bulunur.12 Mart 1887 pazartesi gecesi Hakka kavuşur.Ustrumca'da vefat ettiği odada,defnedildi.Ustrumca,halen Makedonya'nın bir sınır şehridir.[50]

 

 

 

Dipnotlar

[1]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-MEVLANA_HALID_I_BAGDADI-3924.aspx

[2]http://dermandernegi.com/tasavvuf-nedir-kelime-manasi-ve-alimlerin-tarifleri-31h.htm

[3]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-MEVLANA_HALID_I_BAGDADI-3924.aspx

[4]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-MEVLANA_HALID_I_BAGDADI-3924.aspx

[5]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-MEVLANA_HALID_I_BAGDADI-3924.aspx

[6]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-MEVLANA_HALID_I_BAGDADI-3924.aspx

[7]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-MEVLANA_HALID_I_BAGDADI-3924.aspx

[8]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[9]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[10]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[11]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[12]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[13]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[14]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[15]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[16]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[17]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[18]http://www.istikamet.eu/showthread.php?1232-Halidilik

[19]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-ABDULFETTAH_I_BAGDADI_AKRI-3858.aspx

[20]http://zihniyildiz.blogspot.com.tr/2013_05_01_archive.html

[21]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-ABDULFETTAH_I_BAGDADI_AKRI-3858.aspx

[22]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-ABDULFETTAH_I_BAGDADI_AKRI-3858.aspx

[23]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-ABDULFETTAH_I_BAGDADI_AKRI-3858.aspx

[24]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-ABDULFETTAH_I_BAGDADI_AKRI-3858.aspx

[25]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-GELENBEVI_ISMAIL_EFENDI-3897.aspx

[26]http://www.elektromania.net/default.asp?tid=615

[27]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-GELENBEVI_ISMAIL_EFENDI-3897.aspx

[28]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-GELENBEVI_ISMAIL_EFENDI-3897.aspx

[29]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-GELENBEVI_ISMAIL_EFENDI-3897.aspx

[30]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-KUSADALI_IBRAHIM_HALVETI-3917.aspx

[31]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-KUSADALI_IBRAHIM_HALVETI-3917.aspx

[32]http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/01/tarikat.html

[33]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-KUSADALI_IBRAHIM_HALVETI-3917.aspx

[34]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-KUSADALI_IBRAHIM_HALVETI-3917.aspx

[35]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-TAHA_I_HAKKARI-3970.aspx

[36]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-TAHA_I_HAKKARI-3970.aspx

[37] Sahabeden Günümüze Allah Dostları 9.cilt, Şule

[38] Sahabeden Günümüze Allah Dostları 9.cilt, Şule

[39]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-TERZI_BABA-3972.aspx

[40]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-TERZI_BABA-3972.aspx

[41]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-TERZI_BABA-3972.aspx

[42]http://www.erzincanhaberajansi.com/terzibaba-kimdir.html

[43]http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-IslamAlimleri-Detay-TERZI_BABA-3972.aspx

[44]http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BC%C5%9Ftak_Baba

[45]http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/vefanin-ikrami-haziran-2010.html

[46]http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BC%C5%9Ftak_Baba

[47]http://www.fakiriz.biz/?pnum=13&pt=Muhammed%20nur%C3%BCl%20Arabi

[48]http://www.fakiriz.biz/?pnum=13&pt=Muhammed%20nur%C3%BCl%20Arabi

[49]http://www.fakiriz.biz/?pnum=13&pt=Muhammed%20nur%C3%BCl%20Arabi

[50]http://www.fakiriz.biz/?pnum=13&pt=Muhammed%20nur%C3%BCl%20Arabi

Klasik Osmanlı Düşüncesi ve Temsilcileri 

Osmanlılar