Tanzimat döneminde oluşturulan yeni eğitim kurumlarından mezun olanlar, yurtdışına eğitim için gönderilenler, reform sürecini yürütmek üzere öne çıkarılan kurumlardan yetişip yabancı dil bilen memur ve bürokrat kökenliler, toplum içinde siyasi gelişmelere duyarlı, bilinçli ve kısmen muhalif bir kesim yarattı. Bu süreçte, siyasi, idari ve hukuki dönüşümü sağlayacak yasaların hazırlanıp devleti meşruti parlamenter bir sisteme kavuşturmak, muhalif aydınların temel amacıydı.[1]

 

Bu dönemin iktidarla özdeşleşen önde gelen devlet adamları Mustafa Reşid Paşa, Keçecizâde Fuad Paşa ve Mehmed Emin Âli Paşa,  farklı etnik kökenlerin oluşturduğu çok dilli ve dinli siyasi bir yapıda, güçlü bir merkezi otorite ve istikrarlı bir idare olmaksızın bu kavramlar çerçevesinde sistemin dönüştürülmesini devletin varlık ve devamlılığı açısından tehlikeli görmekteydi. Bu tür endişeler nedeniyle Tanzimatçı devlet adamları tüm kesimleri kapsayacak özgürlükçü bir anayasa isteyen ve millet meclisi açılmasını savunanlara göz açtırmadılar.[2]

 

Muhaliflere göre, Tanzimat ve Islahat fermanlarında hukukun üstünlüğüne yapılan vurguya rağmen, sergilenen kötü ve baskıcı yönetimden Bâbıâli, yani hükümet sorumluydu. Bu nedenle bu dönemde iktidarı temsil eden Fuad ve Âli Paşaları kıyasıya eleştiren muhaliflerde, Meslekgrubu hariç, keskin bir saltanat ve padişah karşıtlığı gözlenmez.[3]

 

19. yüzyıl Osmanlı sosyal yaşamında önemli bir gelişme de, ilk kez devlet eliyle bir gazetenin çıkarılmış olmasıdır. Devlet, 1 Kasım 1831’den itibaren Takvim-i Vekayiadıyla resmi bir gazete çıkarmaya başladı ve bunu, devlet destekli yarı resmi Ceride-i Havadis(1840), Tercüman-ı Ahvâl(1860), Tasvir-i Efkâr(1862) ve Muhbir(1867) gibi gazetelerin yayımı izledi. Bu gazeteler, 1865’ten itibaren Meslek ve Yeni Osmanlılaradıyla anılacak muhalif örgütlenmeler için hem bir okul, hem de etkin bir propaganda aracı oldu.[4]

 

Fedailer Cemiyeti ve Kuleli Vakası(1859)

1853-1856 Kırım Savaşı’ndan sonra devletin ekonomik durumunun kötüleşmesine rağmen toplumun elit tabakasında görülen alafranga (Batı tarzı) öykünmelerle lüks ve israf, Tanzimat reformlarının toplumun bazı kesimlerinde yarattığı rahatsızlığı daha da tırmandırdı. İlân edilen Islahat Fermanı’yla gayrimüslimlere yeni haklar verilmesi, bu hakların, zamanla ve özellikle dış müdahalelerle gayrimüslimleri toplumun siyasi ve iktisadi anlamda ayrıcalıklı bir kesimi haline getirmesi, asırların şekillendirdiği “hâkim millet” olma ayrıcalığını kaybettiğini düşünen ve bunu devletin acziyle hükümetin ihanetine bağlayan Müslümanların sayısını gün geçtikçe arttırdı. Bütün bunlara, hak ettikleri makamların kendilerinden esirgendiğini düşünen sivil ve asker memurlarla muhafazakâr muhalefet de eklenince 1859’da gizli bir cemiyet kuruldu. [5]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[6]

Gerekirse silâhlı bir darbeyle Sultan Abdülmecid’in saltanatına son vermeyi amaçlayan bu örgütün üyeleri arasında askeri kanattan Hüseyin Daim Paşa, Cafer-dem Paşa, Binbaşı Rasim Efendi, Arif Bey ve yirmi beş kadar farklı rütbede asker ve memur; din adamlarından Tophane Müftüsü Bekir Efendi, Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Efendi, Fatih Medresesi hocalarından Nasuhi Efendi, Hezargradlı Şeyh Feyzullah Efendi gibi isimler vardı. Gerektiğinde kendisini feda edeceğine dair üyelerden yazılı taahhüt alındığı için örgüt bazı çalışmalarda Fedailer Cemiyeti olarak da anılır.[7]

 

Hazırlıklarını gizli yürüten ve kadrosunu genişletmeye çalışan cemiyet, Mirliva Hasan Paşa’ya da üyelik teklifi götürünce işin rengi değişti. Başlangıçta cemiyete sıcak baktığı izlenimini veren Hasan Paşa, Arif Bey’den gerekli bilgileri aldıktan sonra durumu Serasker Rıza Paşa’ya ihbar ve suçüstü yapmak için de cemiyet üyelerini toplantıya davet etti. 14 Eylül 1859’de Kılıçali Paşa Camiinde toplantı halindeyken basılan cemiyetin üyeleri tutuklandı. Zanlılar Çengelköy’deki Kuleli Kışlası’na (Kuleli Askerî Lisesi) konulduğu; soruşturma ve yargılama işlemleri de burada yapıldığı için bu olay Kuleli Vakası olarak anıldı. Yargılama sonucunda suçlu bulunan Şeyh Ahmed Efendi, Ferik Hüseyin Daim Paşa, Cafer-dem Paşa, Arif Bey ve Binbaşı Rasim Bey idam cezasına çarptırıldı; ancak, Sultan Abdülmecid cezalarını ömür boyu sürgüne çevirdi.[8]

 

Gerçekleşmeden bastırılan bu girişim, daha sonra Meslek ve Yeni Osmanlılar diye anılacak olan siyasi hareketlere ilham kaynağı olmuştu. [9]

 

Meslek Cemiyeti (1865)

Yeni Osmanlılar Cemiyeti’yle karıştırılan, ancak tamamen bağımsız bir siyasi grup olan Meslek, Haziran 1865’te İstanbul’da Belgrad Ormanları’nda bir araya gelen Mehmed Bey, Nuri Bey ve Reşad Bey tarafından kuruldu. Adı Fransızca “misyon” kelimesinden esinlenilerek konulan ve İtalyan Carbonarie (Karbonari) Cemiyeti’nin teşkilatlanma prensiplerine göre kurulan cemiyetin Meslekname adı verilen içtüzüğü de hazırlandı. Kurucu üyelere zamanla Ayetullah Bey ile Mir’at gazetesinin sahibi Refik Bey de katıldı.[10]

 

Gizli bir örgüt olan Meslek Cemiyeti’nin Yeni Osmanlılarla karıştırılmasının nedeni kuruluş toplantısına sonradan Yeni Osmanlıların önde gelenlerinden biri olacak olan Namık Kemal’in de katılmış olmasıydı. Namık Kemal, arkadaşlarının ricası üzerine toplantıya katıldıysa da cemiyetin üyesi değildi. Cemiyetin hedefi, Âli Paşa hükümetini devirmek ve anayasanın yapılıp parlamenter bir rejimin kurulmasını sağlamaktı. Bunun için gerektiğinde silâhlı mücadeleyi de göze alan cemiyetin lideri olan Mehmed Bey kıyafet değiştirip medrese hocalarıyla öğrencilerinin desteğini almaya çalıştı.[11]

 

Cemiyet 1 Haziran 1867’de Veliefendi Çayırı’nda gerçekleştirdiği toplantıda, 5 Haziranda hükümet toplantı halindeyken Bâbıâli’yi basıp Sadrazam Âli Paşa’yı öldürme ve yerine Trablusgarp valisi olan Mahmud Nedim Paşa’yı getirme kararı aldı. Plana göre, yeni sadrazamın padişahı ikna etmesinin ardından bir anayasa hazırlanıp millet meclisi açılacaktı. Ancak bu radikal karar karşısında telâşa kapılan Subhipaşazâde Âyetullah Bey ertesi gün cemiyeti ihbar etti ve amansız bir kovuşturma başladı. İstinye’deki yalısı basılan Mehmed Bey ele geçirilemedi. Bunun üzerine cemiyetin lider kadrosunu oluşturan Mehmed Bey, Nuri Bey ve Reşad Bey yurt dışına kaçtı; diğer üyeler tutuklanıp yargılandı ve yurt dışına kaçanlar gıyaplarında idama mahkûm edildi. Böylece iki yıl süreyle gizli bir siyasi örgüt olarak faaliyet gösteren Meslek Cemiyeti dağılmış oldu.[12]

 

Mevcut iktidarın sertleşen tutumundan şikâyetçi olan Namık Kemal, Ziya Bey ve arkadaşlarının oluşturduğu Yeni Osmanlılar da Paris’te bulunan Mustafa Fazıl Paşa’nın daveti üzerine Mayıs 1867’de İstanbul’dan firar etmişlerdi. Paris’te buluşan muhalifler yeni stratejilerini belirlemek üzere defalarca toplandılar. Meslek Cemiyeti’nin önderi Mehmed’le arkadaşları Yeni Osmanlıların eylemden ziyade, basın yoluyla mücadeleyi seçmeleri nedeniyle bağımsız hareket etme kararı aldılar.[13]

 

Mehmed Bey’in Eylül 1868 sonlarında Sultan Abdülaziz’e suikast yapmak üzere İstanbul’a geldiği; ancak, Mustafa Fazıl Paşa’nın döneklik etmesi ve Âgâh Efendi’nin de komployu haber vermesi üzerine girişiminin başarısız olduğu iddia edilir. Bu olaydan sonra basın yoluyla muhalefetin dışında bir alternatif kalmadığını gören Mehmed Bey, bir süre İsviçre’de Hüseyin Vasfi Paşa ile İnkılâp adlı gazeteyi çıkardı. Yazılarında sert bir dil kullanan cemiyet üyeleri, radikal bir kararla 1870-1871 savaşında savundukları değerlerin temsilcisi olarak gördükleri Fransız ordusunda Almanlara karşı gönüllü olarak savaştılar. [14]

 

Yeni Osmanlılar Hareketi

Yeni Osmanlılar terimi, önderliğini Namık Kemal, Ziya Bey (Paşa), Ali Suavi ve Âgâh Efendi gibi fikir adamlarıyla gazetecilerin yaptığı siyasi hareketi tanımlar. Bu muhalif grup, Tanzimat’tan sonra kurulan eğitim kurumlarından mezun olan ve ekseriyetle Tercüme Odası’nda yetişip öğrendikleri yabancı dil sayesinde dış dünyayı tanıyan yeni bir nesildi. Dolayısıyla dış dünya, iktidar, toplum ve siyaset hakkında, önceki nesillerden ve bu arada Tanzimat bürokrasisinden farklı görüş ve fikirlere sahiptiler. [15]

 

Ekonominin bir türlü düzelmemesi, devletin giderek küçülmesi bazı arayışları beraberinde getirmişti. Birkaç yıl önce İstanbul'da Yeni Osmanlılar Cemiyeti kurulmuştu (1865). Bunlar Tanzimatçılara ve Tanzimat hareketine karşıydılar. Daha hızlı bir yenileşme istiyorlardı. "Meşrutiyet," hatta "cumhuriyet" fikri filizlenmeye başlamıştı. Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ali Suavi gibi zamanın kuvvetli kalem sahipleri, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne girmişti.[16]
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Mustafa Fazıl Paşa [17]                 Ziya Paşa [18]                    Ali Süavi [19]                Namık Kemal [20]


Yeni Osmanlıların bir araya gelmesinde ve örgütlenmesinde en önemli isim, şüphesiz Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa (1830-1875)’ydı. Mısır Valisi İbrahim Paşa’nın oğlu olan Mustafa Fazıl Paşa, 1845’te İstanbul’da başladığı kariyerinde Maarif ve Maliye nazırlıklarına kadar yükseldi. Ancak Sadrazam Fuad Paşa’yla yaşadığı sorunlar hükümetteki varlığının uzun süreli olmayacağının habercisiydi. Mustafa Fazıl Paşa’nın Sadrazam Fuad Paşa’nın mali politikalarını padişaha şikâyet etmesi, kendisi ve muhalifler açısından bir dönüm noktası oldu. Şubat 1866’da görevinden azledilmesi üzerine Kahire’ye dönmek istedi; ancak, buna izin verilmeyince Nisan 1866’da Napoli üzerinden Paris’e gitmek zorunda kaldı.[21]

 

Mustafa Fazıl Paşanın Mısır veraset usulünün değişmesiyle bir gün Mısır sultanı olma hayalleri suya düşmüştü. 29 Mayıs 1866'da yapılan bu değişiklik, Mısır Hidivliği'nin (prenslik) babadan oğula geçmesini karara bağlamıştı. Bu hesapla hidivlik, Mustafa Fazıl Paşa'nın ağabeyi Hidiv İsmail Paşa'nın oğullarına geçecekti. Mustafa Fazıl Paşa işte buna çok kızmış ve saraya küsmüştü.Hükümete karşı basın yoluyla muhalefete başladı.[22]

 

Mustafa Fazıl Paşa’nın, geniş maddi imkânlarını kullanarak Paris’te muhalif ve devrimci basın mensuplarından edindiği geniş çevre, kendisi lehinde ve Bâbıâli’nin aleyhinde yayınlar yaparak muhalefet kampanyasını destekledi.[23] Paris'te yayınladığı gazetede padişahı ve Osmanlı hükümetini şiddetle tenkit ediyordu. Gazetesi gizli yollardan Türkiye'ye sokuluyor, gizli gizli dağıtılıyordu. Bu işi de İstanbul'daki Yeni Osmanlılar Cemiyeti yapıyordu.[24]

 

Fuad Paşa ile Âli Paşa’nın devleti adeta nöbetleşe yönettikleri bu dönemde hükümetin icraatlarından memnun olmayan aydınların bir araya gelmesinde Tasvir-i Efkâr’ın sahibi İbrahim Şinasi, Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa ile Courrier d’Orient adıyla Fransızca bir gazete çıkaran Jean Pietri önemli rol oynadı. Bu iki gazetenin idare merkezleri muhaliflerin buluşma yeriydi.[25]

 

1867’de basını hizaya getirmek için yeni bir kararname (Kararname-i Âli) çıkarıldı.  Tasvir-i Efkâr’da sert eleştiriler kaleme alan Namık Kemal ile Muhbir’de yazan Ali Suavi, Âgâh Efendi ve Ziya Bey, siyasi olaylar ve hükümeti eleştiri noktasında ortak bir tutum içindeydi. Sadrazam Âli Paşa’nın girişimiyle Ali Suavi ve Âgâh Efendi Kastamonu’ya sürüldü; Namık Kemal de rütbesi yükseltilerek Erzurum vali yardımcılığına atandı. Ziya Bey ise Kıbrıs mutasarrıflığıyla İstanbul’dan uzaklaştırılmak istendi (8 Mayıs 1867).[26]

 

Merkezden uzaklaştırılmak istenen Namık Kemal ile Ziya Bey, Jean Pietri’nin çıkardığı Courrier d’Orient’in Beyoğlu’ndaki merkezine çağırılarak Mustafa Fazıl Paşa’nın Paris’e davet mesajı iletildi ve Jean Pietri ile Fransız elçiliğinin girişimleriyle 17 Mayıs 1867’de deniz yoluyla Paris’e gittiler. Jean Pietri, Ali Suavi’yi de Kastamonu’dan gizlice İstanbul’a getirtip Paris’e gönderdi.[27]

 

Avrupa’da Muhalefet: Jön Türkler

Jön tabiri 19. yüzyıl boyunca Avrupa’da monarşik yönetimlere başkaldıran, hukuk ve millet iradesinin üstünlüğünü savunan devrimcileri tanımlamak için kullanılırdı. Paris’e firarından sonra, yani Haziran 1867’den itibaren Yeni Osmanlılar grubu Jön Türkler adıyla nitelemeye başladı.[28]

 

Meslek Cemiyeti’nin ihbar edilmesi üzerine Sağır Ahmedbeyzâde Mehmed Bey, Menapirzâde Nuri Bey ve Kayazâde Reşad Bey erken davranıp Paris’e firar etmişlerdi. Böylece Haziran ortalarında hem Meslek grubu üyeleri ve hem de Yeni Osmanlılar Paris’te Mustafa Fazıl Paşa’nın etrafında buluştu. Paris’e ulaşan ve Fransa’nın devrimci basını tarafından coşkuyla selamlanan ilk grup Yeni Osmanlılar oldu. Sayıları artan muhaliflere, Paris elçiliği görevlilerinden Kânipaşazâde Rıfat, Teodor Kasap, elçilik imamı Hoca Tahsin ile öğretmen ve doktor da katıldı. [29]

 

Paris’te kaldıkları dönemde tanık oldukları ihtilal atmosferini ve aydınların kalemiyle eğittiği halkın iktidarı değiştirme gücünü bizzat gören Şinasi ve Jean Pietri, şahsi tecrübelerini muhaliflere aktardılar.[30]Mustafa Fazıl Paşa, abasından miras kalan muazzam servet sayesinde kral hayatı yaşıyordu. Kendisine katılanlara bol keseden maaşlar bağlamıştı. [31]

 

Aralarında fikir birliği yoktu.[32] Saltanat ve padişah karşıtlığı olmayan bu muhalifler, temelde hukuk devletini kuracak ve millet iradesini yönetime yansıtacak bir meclisin açılmasını, bir başka ifadeyle, meşruti bir monarşiyi savunmaktaydı. Üstelik Ziya Bey ve Namık Kemal, ne gerekçeyle olursa olsun silâha ve şiddet içeren eylemlere karşıydılar. Daha Batıcı ve farklı siyasi fikirlere sahip olan Şinasi, bu gruba sırtını döndüğü gibi, Meslekçiler de, Yeni Osmanlıları pasif yenilikçiler olarak niteleyip yollarını ayırdılar. Yeni Osmanlılar içinde başına buyruk bir tip olan Ali Suavi ise muhaliflerin lideri ve sözcüsü rolüne soyununca diğerleri tarafından dışlandı. [33]

 

Görüldüğü gibi, Yeni Osmanlıların ortak ideoloji ve ülküleri yoktu. Bâbıâli’nin ve özellikle de Sadrazam Âli Paşa’nın baskıcı icraatlarına karşı olmak tek ortak noktalarıydı. Muhalefetin lokomotifi rolündeki Mustafa Fazıl Paşa’nın fikri ve ideolojik bir derinliğinden ve istikrarlı bir siyasi çizgisinden söz etmek zordur. Çünkü onun derdi Mısır veraset sistemindeki değişiklik nedeniyle uğradığı hak kaybıydı. Nitekim Paris’i ziyaretinde Sultan Abdülaziz’den af dilemesi ve İstanbul’a dönüp muhalifleri yüzüstü bırakması da bunu açıkça göstermektedir.[34]

 

Muhalifler öncelikle ara verdikleri basın faaliyetini başlatma kararı alarak Muhbir’i Paris’te çıkarma konusunda anlaştılar. Ancak, henüz nefes alma ve sağlam bir strateji geliştirme fırsatı bulamadan, Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisinin gündeme gelmesi planlarını bozdu. Fransız emniyetinin, Paris’nin talebi doğrultusunda padişaha tehdit oluşturdukları gerekçesiyle ülkeyi terk etmelerini istemesi üzerine şaşkına döndüler. Çünkü hiçbir kanunsuz iş yapmadıkları halde, idealize ettikleri “özgürlükler ülkesinden” kovulmuşlardı. Padişah ve yanındakiler Paris’e varmadan bir gün önce, 29 Haziran 1867’de Yeni Osmanlılar Fransa’yı terk ederek Namık Kemal, Ziya Bey, Âgâh Efendi ve Ali Suavi Londra’ya; Mehmed Bey, Nuri Bey ve Reşad Bey, Jersey Adası’na ve Rıfat Bey de Brüksel’e gitti.[35]

 

Yeni Osmanlılar bir kez daha kendilerine yer arama telâşındayken, muhaliflerin lideri konumundaki Mustafa Fazıl Paşa, Sultan Abdülaziz’i karşılamak için Tulon Limanı’nda bekleyen kalabalığın ön saflarındaydı. Hariciye Nazırı Fuad Paşa’nın muhaliflerle ilişiğini kesmesi yönündeki önerisini kabul ederek Elize Sarayı’nda padişahın huzuruna çıkıp af diledi ve İstanbul’a dönüş iznini aldı. Padişahın heyetine katılarak Londra, Viyana ve Budapeşte’ye kadar yanında bulunması Yeni Osmanlılar cephesinde endişe ve hayal kırıklığı yarattı. Padişahı uğurlayıp Paris’e dönen Mustafa Fazıl Paşa ekibiyle yaptığı toplantıda, gerekli maddi desteği sağlayacağını bildirerek basın yoluyla propaganda faaliyetlerine başlanmasını istedi; zira muhalifleri İstanbul’a karşı elinde koz olarak tutmakta yarar görüyordu. Muhaliflere yaşattığı hayal kırıklığını telâfi etmek amacıyla Almanya’nın Baden Baden kentinde gizli bir toplantı düzenledi. 30 Ağustostaki bu toplantıda uzun süredir Avrupa basınında Jön Türkler olarak anılan bu muhalif grup, resmen Yeni Osmanlılar adıyla teşkilâtlandı. Namık Kemal, Ziya Bey, Âgâh Efendi ve bazı yabancı uyruklu devrimcilerin katılımıyla cemiyetin 13 maddelik tüzüğü belirlendi. [36]

 

Mustafa Fazıl Paşa padişahla barıştı. Affedildi ve affedilir edilmez, arkadaşlarını terk edip İstanbul'a döndü. Hatta gözü kara biçimde hırpaladığı hükümete bakan oldu.Memleketi ancak kendisinin kurtarabileceğine inanmıştı. Bunun için de sadrazam olmak istiyordu. Çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş, ama bir türlü sadrazam yapılmamıştı.[37]

 

19. yüzyıl Osmanlı siyaset, fikir ve kültür hayatı bakımından önemli olan Yeni Osmanlılar hareketinin önderleri politikadan edebiyata, gazetecilikten eğitime kadar pek çok farklı alanda yeni yaklaşımlar ortaya koymuş ve basın-yayın yoluyla fikirlerini kamuoyuyla paylaşmışlardı. Batı’nın idari, sosyal ve kültürel yapısıyla kurumlarını, entelektüel düzlemde tartışmaya açmaları ve meşrutiyet fikrinin yayılmasındaki katkıları kayda değerdir. Jön Türkler, İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilâf gibi sonraki parti ve cemiyetlerin ortaya çıkmasında oynadıkları rol, Yeni Osmanlıları Türk demokrasi tarihinin öncülerinden biri yapmıştır.[38]

 

Hareketin yurda dönen önderleri Midhat Paşa’nın etrafında toplanır. 1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilip yerine V. Murad’ın çıkarılmasıyla neticelenecek olan siyasi süreçteki ve 23 Aralık 1876’da anayasanın ilân edilmesindeki katkıları göz ardı edilemez.[39]

 

 

 

 

Dipnotlar

[1] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[2] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[3] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[4] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[5] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[6]http://yesilcimen.com/aresim/2i1i9uw_kuleli_askeri_lisesi_1.jpg

[7] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[8] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[9] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[10] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[11] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[12] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[13] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[14] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[15] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[16] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[17]http://www.eniyibilgiler.com/mustafa-fazil-pasa-kimdir-mustafa-fazil-pasanin-biyografisi.html

[18]http://hacettepe70.blogspot.com.tr/2012/04/ziya-pasadan.html

[19]http://bugraderci.blogspot.com.tr/2013/12/mimlenmek.html#!/2013/12/mimlenmek.html

[20]http://blog.milliyet.com.tr/namik-kemal-in-paris-izlenimleri/Blog/?BlogNo=436597

[21] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[22] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[23] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[24] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[25] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[26] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[27] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[28] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[29] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[30] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[31] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[32] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[33] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[34] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[35] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[36] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[37] Resimli Osmanlı Tarihi, Yavuz Bahadıroğlu

[38] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

[39] Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri  (1703-1876), Anadolu Üniversitesi

Muhalefet ve Siyasi Oluşumlar 

Osmanlılar