Mustafa Reşid Paşa (1800- 1858)

Osmanlı sadrazamlarından, Tanzimat hareketinin mimarı… Koca, Büyük Reşid Paşa diye meşhur olmuştur. 1800’de İstanbul’da doğdu. 1826’da Babıali Mektubi Kalemine memur oldu. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşanın isyanı sonunda, Mısır kuvvetlerinin Kütahya’ya kadar ilerlemesi üzerine, Mart 1833’te Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşayla görüşmek üzere gönderildi.Varılan antlaşma neticesinde, Şam ve Halep eyaletlerinden başka, Fransız maslahatgüzarının tesirinde kalarak, Adana muhassıllığını da İbrahim Paşaya vermesi Sultan İkinci Mahmud Hanın hiddetine sebep oldu. Fakat bazı dostlarının teşebbüsleri neticesinde affedildi.[1]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Daimi sefaretlerin kurulmasından sonra 1834 senesinde, Paris’e gönderildi. 1836’da, Londra büyükelçiliğine nakledildi ve hariciye müsteşarlığı payesi verildi. Londra’da sefirliği sırasında Lord Stratford Redcliff Rading ile dostluk kurup, mason locasına girdi.1837’de müşir rütbesi verilerek hariciye nazırlığına tayin edildi.[2]

 

Hariciye nazırlığı sırasında, Sultan İkinci Mahmud Han’a, Avrupai tarzda ıslahatlar yapılması teklifinde bulundu. Müslim ve gayrimüslim ayrılığının kaldırılması gerektiğini, bu hususlarla ilgili yapılacak ıslahatı, bir hatt-ı hümayunla ilan etmesini teklif etti. Hazırladığı layihada bu ıslahatın esaslarını padişaha arz etti. Ancak, Reşid Beyin anlattıklarının İngiliz isteklerinin aynısı olduğunu bilen İkinci Mahmud Han, bunu reddetti.[3]

 

Hariciye nazırlığını bilfiil idare ettiği bu dönemde, İngilizlerle, Osmanlı Devletini iktisadi bakımdan çökertecek Baltalimanı Antlaşmasını imzaladı (1838). Baltalimanı Antlaşmasının imzalanmasıyla, Osmanlı Devletiyle İngiltere arasında anlaşmazlığa yol açan hususlar, İngiltere’nin lehine çözülmüş oldu. Bir de bu antlaşmaya, antlaşma şartlarını isteyen bütün devletlere de istisnasız uygulanacağı hükmü eklendi. Avusturya başbakanının; “İşte Osmanlı şimdi bitti” diye ifade ettiği Baltalimanı Antlaşması devletimizi de borç bataklığına sürükledi.[4]

 

1838 Ağustos’unda hariciye nazırlığı uhdesinde kalmak üzere Londra büyükelçiliğine tayin olunarak, İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Reşid Paşa, büyük tavizler verme pahasına da olsa Mısır meselesine Avrupa devletlerinin müdahalesini istedi. Onun bu tutumu, Sultan İkinci Mahmud Hanın, onu İstanbul’a çağırtmasına ve idamına irade çıkarmasına sebep oldu. Fakat İstanbul’daki dostları vasıtasıyla, Paris’e geldiğinde idamı haberini öğrenip gelmekten vazgeçti.[5]

 

Sultan İkinci Mahmud Hanın vefatı üzerine tahta çıkan yeni padişah Abdülmecid Hanın cülusunu tebrik etmek üzere, Ağustos 1839 başında İstanbul’a geldi. Osmanlı Devleti o sırada en buhranlı dönemlerinden birini yaşıyordu. Reşid Paşa, İngiltere’de esaslarını tespit ettiği reformları Avrupalıların ve bilhassa İngilizlerin yardımını sağlamak gibi bir bahaneyle, 16 yaşındaki genç padişah Sultan Abdülmecid’e kabul ettirerek Gülhane Hatt-ı Hümayunu adıyla meşhur olan Tanzimat Fermanını yayınlattı. [6]

 

Mustafa Reşid Paşa ile Mehmed Ali Paşa arasında yeni ihtilafların ortaya çıkması üzerine tekrar yabancı devletlerin müdahalesine meydan vermek istemeyen padişah, Reşid Paşayı hariciye nazırlığından azletti ve Temmuz 1841’de Paris elçiliğine gönderdi. 1844 senesi sonlarında ikinci defa hariciye nazırlığına getirildi. Bir müddet bu görevde kalan Reşid Paşa, bilhassa İngilizlerin yoğun baskı ve faaliyeti sonucu 28 Eylül 1846’da sadrazamlığa getirildi. İş başına gelir gelmez İskoç mason teşkilatı üyesi Lord Rading ile büyük vilayetlerde mason locaları açtırmaya devam etti. “Din adamlarına fen bilgisi lazım değildir” diyerek, Fatih devrinden beri medreselerde okutulmakta olan fen, matematik derslerini, büsbütün kaldırdı.[7]

 

Genç bir kadroyu devlet hizmetinde önemli kademelere getirdi. Bürokrasi arasında iki temel eğilim yine çatışma içerisindeydi. M. Reşid Paşa’nın dini gerekleri yerine getirmediği ve din adamlarına hürmet etmediği propagandası yapılarak padişah nezdindeki itibarı düşürüldü. Hatta daha da ileri gidip hanedan düşmanı olduğu ve gizliden gizliye cumhuriyet rejimine taraftar olduğu iddiaları Sultan Abdülmecid’e kadar ulaştırıldı. Bütün bu kampanyalardan etkilenen padişah kendisini görevden alarak yerine İbrahim Sarım Paşa’yı getirdi (28 Nisan 1848). Fakat bu atama da uzun sürmedi, şaşırtıcı bir şekilde Mustafa Reşid Paşa eskisine göre daha güçlü bir şekilde yeniden sadrazam oldu (12 Ağustos 1848).  [8]

 

Mustafa Reşid Paşa, 4 Mayıs 1855’te sadrazamlıktan azledilerek yerine, Ali Paşa getirildi. Ali Paşanın yaptığı her icraatı şiddetle tenkit etmeye başladı. Sadece iktidar hırsı sebebiyle, Ali Paşanın hazırladığı Hıristiyanlara daha fazla imtiyazlar tanıyan Islahat Fermanına, şiddetle karşı çıktı. 22 Ekim 1857’de altıncı ve son defa sadarete getirildi ise de, iki ay kadar sonra hastalandı. 7 Ocak 1858 Perşembe günü, kalp krizinden öldü. [9]

 

Batılıların Reşid Paşa hakkında düşünceleri şu şekildeydi. Fransız elçisi Pontois, Paşayı; “Reşid Paşada kendini gösterme ve yükselme merakı aşırıdır. Bu yönü biraz övülür ve pohpohlanırsa, büyük taviz elde etmek için küçük şeyler üzerine tavizler verilirse, ondan her şey elde edilebilir” diye tarif etmektedir. Avusturyalı Goizot ise; “Mustafa Reşid Paşada, ülkesinde yapmak istediği işlerin başarısı için, çok lüzumlu olan vasıflardan biri eksiktir. Türkiye’de güçlü bir ıslahatçı olmak için Türklük vasfı lazımdır. Onda ise bu vasıf çok azdı. Gençliğinden itibaren, Türkiye’nin Avrupa ile münasebetleri konusuyla ilgilenmiştir. O daha çok Avrupalı bir diplomata benziyordu” diye vasıflandırıyordu. [10]

 

Mehmed Emin Âli Paşa (1815-1871)

Tanzimat dönemi sadrazamlarından... 1815 senesinde İstanbul’da doğdu. Divan-ı hümayun kalemine girdi. Burada bir taraftan resmi kitabet ve muamelatı öğrenirken, bir taraftan da Fransızca tahsiline başlayarak keskin zekâsı sebebiyle kısa zamanda tahsil hayatındaki eksikliğini tamamladı. [11]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fransızcasını ilerletince, genç yaşta, memleket dışı vazife ve memuriyetlere tayin edildi. 1835 senesinde Viyana’ya gitti. Sefaret ikinci kâtibi olarak bir buçuk sene burada kaldı. Mizacı ve o güne kadar olan yaşayış tarzı sebebiyle kısa zamanda oranın yaşayış tarzına uydu ve Avrupai fikirlerin tesirinde kaldı. [12]

 

Mustafa Reşid Paşa Londra elçiliğiyle vazifelendirilince, Ali Efendi’yi yanında sefaret müsteşarı olarak götürdü (1838). Mustafa Reşid Paşa Paris’e gidince, yerine yirmi beş yaşlarında olan Ali Efendi’yi sefaret maslahatgüzarı olarak bıraktı. İngiliz sefiri Lord Rading’in tavsiyesiyle sadrazam olunca da, onu rütbe-i ula ile diplomasi mesleğinin en yüksek noktası olan hariciye nazırlığına getirdi (1846). [13]

 

Kendisini yetiştiren Mustafa Reşid Paşa vasıtasıyla mason olan Ali Paşa’ya, 1848’de vezirlik ve müşirlik rütbesi verildi. Mustafa Reşid Paşa’nın sadaretten azledilmesinden sonra yine bu makama getirildi (1852). Bu zamana kadar, Reşid Paşa tarafından yetiştirildiği için muhaliflerine karşı onun en büyük destekçilerinden biri olan Ali Paşa, makam hırsıyla velinimet saydığı Reşid Paşa’dan uzaklaştı. Kırım savaşı sonunda toplanan Viyana, konferansına Osmanlı delegesi olarak katılan Ali Paşa, Mustafa Reşid Paşa’nın 1855’de dördüncü sadaretinden istifa etmesi üzerine, ikinci defa bu makama getirildi. [14]

 

Bu sadareti sırasında, gayr-i müslim tebeaya geniş imtiyazlar tanıyan, Avrupa devletleri elçileriyle beraber hazırladığı ıslahat fermanını yayınlayıp, tanzimattan sonra başlayan ve Osmanlı Devleti’nin başına büyük gaileler açan, müslim, gayr-i müslim bağımsızlık hareketlerinin hızlanmasına sebep oldu (1856).[15]

 

Bir yandan Girid isyanı, bir yandan da Sırp mes’elesi yüzünden iyice bunalan Mütercim Rüşdi Paşa istifa edince, beşinci defa sadarete getirildi. Sadrazam olur olmaz; Fransa, İngiltere ve Avusturya’nın baskılarıyla Meclis-i vükeladan karar çıkartıp Belgrad’ı Sırplara teslim etti. Girid’e ise bizzat giderek rum tebeaya Fransa medeni kanununa göre hüküm veren karışık mahkemeler kurdu ve çeşitli imtiyazlar tanıdı. Girid’in bu şekilde adeta elden çıkmasına çok üzülen Ziya Paşa, duygularını;[16]

Sadr-i ali-i zemane ne yapardı aceba

Köprülüzade şu hengamede sağ olsa idi

Kapucuzade ile farkı budur Köprülü’nün

Birisi almış idi, diğeri verdi Girid’i.


dörtlüğüyle dile getirmişti. Girid’e verdiği muhtariyet ve Belgrad’ın Sırplara teslimi sebebiyle basından da çok şiddetli tepki gören Ali Paşa, meşhur Ali Paşa Kararnamesi’ni yayınlayarak basın hürriyetini kısıtladı. Bu kararname, hükümete (Ali Paşa’ya) basın kanunundan bağımsız olarak gazeteler hakkında kovuşturma hakkını veriyordu. Bu kararname, tanzimatçılar arasında yol ayırımına sebeb oldu. Yeni Osmanlılar adı ile teşkilatlanan grup, Ali Paşa’ya cephe aldı. Bu grubdan olan Ali Süavi, Namık Kemal, Agâh Efendi ve Ziya Bey (Paşa), İstanbul dışında mecburi ikamete tabi tutulunca, bir yolunu bulup Paris’e kaçtılar. Orada çeşitli gazeteler çıkarıp, Ali Paşa aleyhinde yazılar yazdılar. [17]

 

Meydana gelen hadiseler yüzünden manen ve sağlık yönünden bir hayli sarsılan Ali Paşa, 1871 senesi Eylül’ünün yedisinde Bebek’te bulunan yalısında öldü. Cenaze namazı Yeni Cami’de kılındı. Tezkiyesini yapan Yenikapı mevlevi şeyhi Osman Efendi’nin, üç defa; “Bu zatı nasıl bilirdiniz?” diye sormasına rağmen, cemaatten hiç ses çıkmadı. Daha sonra Süleymaniye Camii yanına gömüldü.[18]

 

KeçeçizadeFuad Paşa (1814-1868)

Tanzimat devri Osmanlı sadrazam ve devlet adamlarından... Babası şair Keçecizade Mehmed İzzet Efendi olup, 1814 yılında İstanbul’da doğdu. Çocuk yaşta ilim tahsiline yöneldi. Daha sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane-i Askeriyye’ye girdi. Bütün dersler Fransızca verildiğinden, bu dili mükemmel olarak öğrendi. Tophane ve Bahriye askerlerine doktorluk yaptı. Mustafa Reşid Paşa’nın dikkatini çeken Mehmed Fuad, onun teşvikiyle, doktorluk mesleğini terk ederek, siyasi hayata atıldı. 1837’de Bab-ı ali tercüme kaleminde vazife aldı. 1840 yılında Londra sefareti başkâtipliğine getirildi. Burada kaldığı sırada Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına yönelik Avrupai fikirlerin tesirinde kaldı ve üç yıl kadar sonra İstanbul’a döndü. Burada tanıştığı Londra elçisi Ali Paşa ile dost oldu. [19]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1850’de İstanbul’a geldi. İmtiyaz nişanı verilerek Encümen-i Danişin teşkilinde dahili azalığa tayin edildi. Aynı sene İstanbul’da İngiliz sefiri olan Lord Rading, Mustafa Reşid Paşa’nın da desteğiyle Galata civarında İskoç locasına bağlı bir mason locası kurdurdu. Bunu fırsat bilen Fransızlar da derhal harekete geçerek Beyoğlu’nda bir mason locası kurdular. Fuad Paşa ve Ali Paşa bu Fransız mason locasına girdiler. [20]

 

1856’da ilan edilen Islahat fermanına tepki olarak ortaya çıkan Şam’daki Müslümanlarla Hıristiyanların kavgası üzerine; Katoliklerin hamiliğini iddia eden Fransa, Hıristiyanları korumak bahanesiyle Suriye üzerine asker sevk etti. Bunun üzerine Fuad Paşa, 1860’da Suriye’ye fevkalade memur ve murahhas tayin edildi. Dış politikada Fransız taraftarı olan Fuad Paşa, Fransız askerinin müdahalesine meydan vermemek için şiddetli tedbirlere başvurdu. Arabistan ordusu müşiri ve Şam valisi olup bu vak’anın zuhur edeceğini defalarca Bab-ı ali’ye bildiren, fakat kulak arkası edilip, iki ay görevden el çektirilen Müşir Ahmed Paşa’yı vazifeden uzaklaştırarak maiyyetindeki 61 sivil ve 111 askeri ile birlikte kurşuna dizdirdi.  Birçok kimseyi sürgün ve hapsettirdi. [21]

 

Hıristiyan ahali Tanzimat ve Islahat fermanlarına göre kanun önünde eşit oldukları halde, onlara hafif cezalar verdi. Hatta hazineden Marunilere 750.000 altın dağıttı. Burada bulunduğu sırada Ziya Paşa’nın; “Ali Paşa, Fuad Paşa’yı emin sanıp, göndermiş ve orada yedi-sekiz yüz bin kese para çalacağı besbelli hatırına gelmemiş idi” dediği gibi mali yolsuzlukta bulundu. Fuad Paşa’nın daha sonra iki oğlunun birden ölmesi ve iki konağının arka arkaya yanması, burada döktüğü Müslüman kanının bedeli olduğu İstanbul’da, halk arasında konuşuldu.[22]

 

Fuad Paşa Suriye’de iken Abdülmecid Han vefat edip yerine Abdülaziz Han padişah oldu. 1861’de sadaret makamına getirildi. Fuad Paşa, 1866 yılında sadaretten ve seraskerlikten ayrıldı. Rüşdi Paşa’nın istifası üzerine sadrazam olan Ali Paşa’nın ısrarı ile 1867 yılında beşinci defa hariciye nezaretine tayin olundu. Sultan Abdülaziz Han’ın Avrupa seyahatine hariciye nazırı olarak katıldı.[23]

 

Daha önceden tutulmuş olduğu romatizmanın kalp hastalığına çevirmesi üzerine, doktorların tavsiyesiyle Fransa’nın Nice (Nis) şehrine gitti. 1868’de orada öldü. Fransa’da şatafatlı bir cenaze merasimi yapılarak, cenazesi bir Fransız gemisiyle İstanbul’a getirildi. İstanbul’da da büyük bir cenaze merasimi yapılarak Üçler Camii civarındaki türbesine defnedildi. [24]

 

Mustafa Reşid Paşa’nın yetiştirmesi olan Fuad Paşa Fransız politikası taraftarı idi. Sadrazamlığı sırasında padişahın emirlerine karşı geldiği için vazifeden alınmıştı. Volterci fikirlere sahip olup İslami meziyetlerden uzaktı. Sadrazam ve serasker iken bir Ramazan günü Bayezid Camii’ne namaz kılmaya gitmişti. Cemaatin kalabalık olması sebebiyle avluda kalmıştı. Namaza duracağı vakit geride duran yaverlerine namaz kılmalarını söyledi. Onların; “Abdestimiz yok” demeleri üzerine de; dini konulardaki gevşeklik ve kayıtsızlığını ortaya koyarak “Kimin abdesti var ki” diyerek imama uydu.[25]

 

“Avrupa kültürüyle yetişmiş olan Fuad Paşa, daha çok Fransa’nın politikası doğrultusunda hareket ederdi: Bir defasında Fransız sefirine; “Siz suflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerin ibrasını; bize bırakın” demiştir. Gayet açık sözlü ve hazır cevaplı bir kimse idi. Bir gün diplomatlar toplantısında Avrupa devletlerinin kuvvet ve kudretinden bahs olunduğu sırada Fuad Paşa; “En kuvvetli devlet Osmanlı Devleti’dir. Siz dışarıdan biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz yine yıkamıyoruz” demişti.[26]

 

 

 

 

 

 

Dipnotlar

[1]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[2]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[3]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[4]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[5]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[6]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[7]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[8]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[9]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[10]http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/mustafa_re%C5%9Fit_pa%C5%9Fa

[11]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[12]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[13]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[14]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[15]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[16]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[17]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[18]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_A/061_Ali_Pasa_Mehmet_Emin.htm

[19]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[20]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[21]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[22]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[23]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[24]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[25]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

[26]http://www.bizimsahife.org/Kutuphane/Osmanli_Tarihi_Ans/Osmanli_Tarihi_K/303_Kececizade_Fuad_Pasa.htm

Siyaset Adamları 

Osmanlılar