Amr bin As’ın Müslüman Oluşu 

Amr, Mekke’nin önde gelenlerindendi. Arapların dahilerinden sayılır. Hz.Ömer’in, bir kimsenin aklını ve görüşünü zayıf bulduğu zaman,

- Senin de, Amr bin As’ın da yaratıcısının bir olduğuna şehadet ederim!

diyerek hayretini dile getirdiği rivayet edilir.

 

Amr bin As anlatıyor:

Müslümanlıktan inatla yüz çeviriyordum. Bedir savaşında bulundum ve kurtuldum, Uhud savaşında bulundum ve yine kurtuldum. Kendi kendime,

- Vallahi Muhammed Kureyşlileri yenecek.

 

diye düşünerek halkla beraber olmayı azalttım. Mallarımın başına döndüm ve onlarla ilgilenmeye koyuldum. Bu yüzden Hudeybiye anlaşmasında da bulunmamıştım. Anlaşma yapılıp, Resulullah Medine’ye, Kureyşliler de Mekke’ye döndüler. Kendi kendime,

- Gelecek yıl Muhammed, arkadaşlarıyla gelip Mekke’ye girecek. Artık ne Taif ne de Mekke benim için oturulacak yerler değil. Buralardan çıkıp gitmekten daha iyisi yok.

 

dedim ve İslam’a büsbütün düşman kesildim. Bütün Kureyş Müslüman olsa, ben Müslüman olmam sanıyordum. İnsanlardan, Hz.Peygamber kadar kendisine kin beslediğim kimse olmadığı gibi, fırsatını bulsam Onu öldürmekten daha sevimli bir şey de yoktu. Kureyşlilerden bazılarını topladım:

- Aranızda mevkim nasıldır?
- Sen görüş sahibi, koruyucu, kendisi uğurlu ve sözü bereketli bir kişisin.
- Bilesiniz ki, ben Muhammed’in işinin her işten üstün bir işe dönüşeceğini görüyorum ve bu yolda bir şeyler düşünmüş bulunuyorum.
- Düşündüklerin nedir?
- Düşündüm ki, Necaşi’nin yanına gidip onun yanında bulunalım. Eğer Muhammed Kureyşlilere galip gelirse, Muhammed’in eli altında bulunmaktansa, Necaşi’nin eli altında bulunmak daha iyidir. Eğer, Kureyş, Muhammed’e galip gelecek olursa hemen yanlarına döneriz.
- Yerinde bir görüş.
- Necaşiye hediye olarak götüreceklerimizi toplayalım.

 

Arkadaşlarımla beraber Habeşistan’a gittik. Necaşi’nin yanına vardığımız sırada, Amr bin Ümeyye çıka geldi. Hz.Peygamber, onu Necaşi’ye elçi olarak göndermiş. Amr, Necaşi’nin yanına girdi ve sonra dışarı çıktı. Arkadaşlarıma,

- Bu Amr bin Ümeyye! Necaşi’ni yanına girebilirsem onu isterim. Bana teslim ederse de onu öldürürüm. Muhammed’in elçisini öldürmeyi başarmam Kureyş’in çok hoşuna gider.

 

dedim ve Necaşi’nin yanına girdim. Her zaman yaptığım gibi önünde yere kapandım. Necaşi,

- Merhaba, hoş geldin dostum! Bana memleketinden birşeyler hediye edecek misin?

 

dedi. Getirdiğim hediyeleri kendisine verince çok hoşuna gitti. Necaşi’nin neşelendiğini görünce,

- Ey hükümdar! Ben senin yanından bir adamın çıktığını gördüm ki, o bize düşman bir adamın elçisidir. Onu bana teslim et de öldüreyim. Çünkü o, bizim ileri gelenlerimizden bazılarını öldürdü.

 

Necaşi, benden bu sözleri işitince kızdı. Elini uzatıp burnuma öyle bir vurdu ki, burnum kırıldı sandım. Burnumun deliklerinden fışkıran kan elbiseme sıçradı. Üzerime aşağılanma ve utanma duygusu çöktü. Eğer, o sırada yer yarılsaydı, korkumdan yerin dibine girerdim. Sonra kendimi toparladım:

- Ey hükümdar! Vallahi hoşlanmayacağını bilseydim, onu senden istemezdim.
- Ey Amr! Demek sen Musa ve İsa peygambere gelmiş olan meleğin kendisine gelip durduğu kişinin elçisini öldürmek üzere sana vermemi istiyorsun !? Eğer onu öldürmüş olsaydın, birinizi bile sağ bırakmazdım!

 

Allah birden halimi değiştirdi, kalbimi İslam’a açtı.

- Araplar da, Arap olmayanlar da bu gerçeği anladılar. Sen ise hala muhalefet edip durmaktasın.

 

diye kendi kendimi kınadım. Necaşi’ye,

- Ey hükümdar! O gerçekten peygamber mi?
- Yazıklar olsun sana ey Amr! Ben onun gerçekten peygamber olduğuna şahitlik ediyorum. Sen de sözümü dinle de hemen Ona tabi ol! Çünkü O, muhakkak hak üzeredir ve kendisine karşı koyan herkese galip gelecektir. Musa peygamberin, Firavun ve ordusuna galip geldiği gibi...
- Öyle ise sen İslam üzerine Ona bağlılığımı kabul eder misin?

 

Necaşi “olur” dedi ve elini uzattı. Ben de ona bağlılığımı sundum. Necaşi, büyük bir tas getirtti, burnumun kanını yıkattı, yeni bir elbise giydirtti. Burnuma dolan kanı silerek elbisemi kirletmiştim. Necaşi’nin yanından ayrılıp arkadaşlarımın yanına geldim. Arkadaşlarım Necaşi’nin giydirdiği yeni elbiseyi görünce sevindiler,

- Dostun Necaşi’den istediğini koparabildin mi?
- Kendisiyle ilk buluşmamda isteğimi söylemeyi uygun bulmadım. Bir dahaki ziyaretimde söyleyeceğim.
- Düşüncende haklısın!

 

Müslüman olduğumu arkadaşlarımdan sakladım. Bir işim için ayrılıyormuş gibi arkadaşlarımın yanından ayrıldım. Doğruca iskeleye vardım ve bir gemi buldum. Geminin yükünü boşalttığı yerde ben de indim ve bir deve satın alarak Medine’ye doğru yola koyuldum. Hedde denen yerde iki kişinin konaklayacak yer aradıklarını gördüm. İçlerinden birisi çadırın içinde bulunuyor, diğeri ise ayakta hayvanları tutuyordu. Dikkatice baktım, Halid bin Velid’miş.

- Ey Ebu Süleyman! Sen misin?
- Evet!
- Nereye gidiyorsunuz?
- Vallahi, tutulacak yol belli oldu. Bu zat, muhakkak peygamber! Aklı başında olanlardan İslam’a girmeyen kalmadı. Daha ne kadar bekleyeceğim? Hemen gidip Müslüman olacağım.

 

O sırada Osman bin Talha çadırdan çıktı.:

- Merhaba, hos geldin!

 

dedi. Yola beraberce devam ederek Medine’ye ulaştık. İnabe kuyusu yakınlarında bir adamla karşılaştık. Adam bizi görünce sevincinden bağırdı. Adamın,

- Mekke, şu ikisinden sonra yakasını ele vermiştir.

 

dediğini işittim. Bu sözüyle, beni ve Halid’i kast etmişti. Hemen ardından koşarak mescide gitti. Zannederim, geldiğimizi Resulullaha haber vermeye gitmiş. Harre denilen yere ulaştığımızda develerimizden indik, üzerimize temiz elbiselerimizi giydik. Kalkıp Resulullahın yanına gittik. Yüzü parıl parıl parlıyordu. Müslümanlar çevresini sarmış, Müslüman olmamıza sevinmekteydiler. Resulullah bizi görünce:

- Mekke ciğerparelerini bize attı!

 

buyurdu. Önce Halid yanına gelip bağlılığını sundu ve Müslüman oldu. Sonra da ben yanına gittim. Kendimi birden Onun yanında oturmuş buldum. Utancımdan, başımı kaldırıp yüzüne bakamıyordum.

- Ya Resulullah! Sağ elini uzat da sana bağlılığımı sunayım.

 

Resulullah elini açınca ellerimi geri çektim.

- Sana ne oldu ey Amr?
- Şart koşmak istiyorum.
- Şartın nedir?
- Geçmişteki günahlarımın bağışlanmasıdır.
- Ey Amr! Şüphe yok ki, İslam, daha önce olanları siler, yok eder. Hicret de daha önce olanları siler, yok eder. Hac da daha öncekileri siler, yok eder.

 

Halbuki, gelmeden önce, “gelecekte işleyeceğim günahlarımı da” şartıma eklemeyi düşünmüştüm. Fakat söylemeyi unuttum. İnsanlardan hiç kimse, bana Resulullahtan daha sevgili değildi.