Mekke’de, erkek çocuklarının, kırda yaşayan Arap kabilelerinden bir süt anneye verilmesi adet haline gelmişti. Böylece çocukların hem elverişli bir iklimde, sağlıklı bir şekilde büyümeleri hem de düzgün, pürüzsüz bir Arapça konuşmayı öğrenmeleri sağlanırdı.

 

Mekke civarında oturan kabilelerden süt annelik yapabilecek olan kadınlar, her yıl yaz ve sonbahar mevsimlerinde Mekke'ye gelirler, yeni doğan çocukları ücretle emzirmek üzere alıp obalarına geri dönerlerdi. O yıl Halime Hatun da, yanında kocası ve küçük oğlu halde, on kadar kadınla birlikte, ücretle emzirecek çocuk bulmak için Mekke'ye gelmişti.

 

Gerisini Halime Hatun şöyle anlatıyor :

İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Ben kır bir merkebinin üzerindeydim. Yanımızda yaşlı bir devemiz de bulunuyordu fakat bize bir damla bile süt vermiyordu. Üzerinde bulunduğum merkebin yürüyüşünün ağırlığı arkadaşlarımın canını sıkacak dereceye varmıştı.

 

Nihayet Mekke'ye vardık ve emzirecek erkek çocuğu armaya başladık. Bir süre sonra, benimle birlikte Mekke’ye gelmiş olan kadınlardan, benden başka emzirecek çocuk almayan kalmamıştı. İçimizde hiç bir kadın yoktu ki, O, kendisine teklif edilsin de, 'yetimdir' denilince O'nu almaktan kaçınmış olmasın. Çünkü bizler, emzirilecek çocuğun babasından bahşiş almayı umuyorduk. Onun hakkında ise 'yetimdir, annesi ve dedesi de bize ne verebilecek ki?' diyorduk.

 

Abdulmuttalib ile karşılaştım:

- Sen kimsin?'
- Beni Sa'd kabilesinden bir kadınım.
- İsmin nedir ?
- Halime.
- Ne güzel! Ne güzel! Sa'd ve Hilm iki güzel özelliktir ki, dünyanın hayrı da, sonsuzluğun izzet ve şerefi de bunlardadır. Ey Halime! Benim yanımda yetim bir çocuk var. O'nu, Beni Sa'd kadınlarına teklif ettim, kabule yanaşmadılar. Onu emzirmeyi sen üzerine alır mısın? Belki Onun yüzünden saadete erersin.
- Bana biraz izin ver de, kocama bir danışayım.

 

Hemen kocamın yanına dönüp durumu ona haber verdim.

- Mekke'de, bu yetim çocuktan başka emzirecek çocuk yok. Ben arkadaşlarım arasında, emzirecek bir çocuk almadan geri dönmeyi istemiyorum.

dedim. Kocam da izin verdi. Döndüğüm zaman, Abdulmuttalib'i oturmuş, beni bekliyor halde buldum. Kendisine:

- Haydi çocuğu getir!

 

deyince, yüzünde sevinç belirdi ve beni hemen Amine'nin evine götürdü. Ben O'nu ancak, başkasını bulamadığım için almıştım. Eşyalarımızın yanına döndük. Kucağıma alıp Onu emzirmek istediğimde memelerimden dilediği kadar süt geldi. Hem O, hem de süt kardeşi doyasıya emdiler ve uyudular. Halbuki, bundan önce bizim çocuk, kendisiyle birlikte bizi de hiç uyutmamıştı.

 

Kocam kalkıp o yaşlı ve sütsüz devemizin yanına vardığı zaman, onun da memelerinin sütle dolu olduğunu gördü. Ondan içeceği kadar süt sağıp içti, kendisiyle birlikte ben de içtim. Her ikimiz de doyduk. Bambaşka, hayırlı bir gece geçirdik. Sabaha çıktığımız zaman, kocam,

- Vallahi, ey Halime! İyi bil ki, sen mübarek bir çocuk almış bulunuyorsun!

dedi. Ben de,

- Vallahi, ben de öyle olmasını umuyorum.

dedim. Sirer vadisinde yol arkadaşlarımıza yetiştik. Kadınlar,

- Ey Halime ne yaptın?
- Vallahi, hayrı ve bereketi en büyük çocuğu görüp aldım!
- O kucağındaki, Abdulmuttalib'in oğlu mu? 
- Evet.

diye cevap verdiğimde kadınların bir kısmının kıskandıklarını gördüm. Merkebim, öyle hızlı gidiyordu ki, hepsinin önüne geçti. Kâfiledeki merkeplerin hiç biri ona yetişemediler. Nihayet arkadaşlarım bana,

- Ey Ebu Züeyb'in kızı! Yazıklar olsun sana! Biraz durup bizi beklesene! Gelirken üzerine bindiğin merkep bu değil mi?

demeye başladılar. Sonunda, Beni Sa'd yurtlarındaki evlerimize vardık. Ben, Allah'ın yarattığı yerlerden, Beni Sa'd yurdundan daha kurak bir yer olduğunu bilmiyorum. Fakat çocuğu yanımıza getirdiğimizden beri koyunlarımız, akşamları karınları tok ve memeleri sütle dolu olarak dönmeye başladılar. Halbuki, hiç kimse koyunlarını sağıp içecek süt bulamıyordu. Hatta çevremizdekiler, çobanlarına,

- Yazıklar olsun size! Koyunlarımızı Ebu Züeyb'in kızının çobanı nerede yayıyorsa, sizde onunla birlikte yaysanıza!

diye çıkışmaktaydılar. İki yılı doldurduğu zaman, oldukça iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu. Onu annesine götürdük. Ama, gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, yanımızda bir süre daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk. Amine'ye,

- Oğlunu iyice büyüyünceye kadar yanımızda bıraksan iyi olur. Çünkü ben O'nun Mekke vebasına yakalanmasından korkuyorum.

dedim. Bu hususta o kadar ısrar ettim ki, sonunda Onu yanımızda bırakmaya razı oldu.

 

Göğsünün Yarılması
Süt annesi Halime Hatun, yemin ederek der ki:

Muhammed (as), süt kardeşi Abdullah ile birlikte, evlerimizin arkasında, küçük kuzularımızın yanında bulundukları sırada, Abdullah, telaş ve heyecanla koşarak bize geldi.

- Üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan iki adam, Kureyşli kardeşimi tutup yere yatırdılar, karnını yardılar. Şimdi de, O'nun içini karıştırıyorlar!

dedi. Ben ve babası hemen oraya doğru gittik. Kendisini ayakta ve yüzü sararmış halde bulduk. Ben hemen tutup bağrıma bastım. Babası da sarıldı.

- Sana ne oldu yavrucuğum?
- Beyaz elbiseli iki adam beni yatırdılar, karnımı yardılar. Karnımda bilmediğim bir şey aradılar!

diye cevap verdi. Birlikte çadırımıza döndük. Süt babası Haris, bana,

- Ey Halime! Ben bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum. Başına bir şey gelmeden, Onu, ailesine götürüp teslim et!

dedi.

 

Bu olay, Muhammed (sav) dört-beş yaşlarında iken meydana gelmiştir. Bir keresinde sahabelerden bazıları, 'Ya Resulallah! Bize kendinden bahset.' dediklerinde, 'Olur!' demiş ve şöyle anlatmıştır:

Ben atam İbrahim'in duasıyım. İsa'nın geleceğini müjdelediği peygamberim. Annem de, bana hamile kaldığı zaman rüyasında, Şam köşklerini aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını görmüştü. Ben, Sa'd bin Bekrlerde emzirilip büyütüldüm. O sıralarda, süt kardeşim ile birlikte evlerimizin arkasında, kendimize ait küçük kuzuları otlatıyorduk. Üzerlerinde beyaz elbise bulunan iki adam, içi kar dolu altından bir leğen ile yanıma geldi. Beni tutup göğsümü yardılar, kalbimi çıkardılar. Onu da yardılar, içinden kara ve pıhtılaşmış bir kan pıhtısı çıkarıp attılar. Sonra kalbimi ve karnımı o kar ile iyice yıkayıp temizlediler....
 

Süt Anneden Ayrılış
Süt annesi Halime Hatun, Muhammed’i (sav) alarak Mekke’ye getirdi ve annesine teslim etti. Bu sırada Muhammed (as) 5 yaşına gelmişti.

 

Hz.Peygamber, hayatının ilerleyen dönemlerinde Halime Hatunu hiç unutmadı. Onu gördükçe, "Benim Annem! Benim Annem!" der, kendisine candan saygı gösterir, omuz atkısını yere serip onu oturtur ve bir dileği varsa hemen yerine getirirdi.

 

Mekke'nin fethinde, Halime Hatun'un kız kardeşi ile görümcesi ziyarete geldiler. Hz.Peygamber, onlardan Halime Hatunu sordu. Vefat etmiş olduğunu öğrenince, gözleri yaşlarla doldu.

 

Süt Anne

Süt annesini şaşırtan olaylar...
Göğsünün yarılması..

Mekke'den Ayrılış...