Safa tepesinden seslenişle birlikte, İslam’ın açıkça tebliğ edilmesi dönemi başlamış oluyordu. Kur’an ayetleri inmeye devam ediyor, Hz.Peygamber gece-gündüz halkı İslam’a çağırıyor, İslam hızla Mekke’nin evlerinde yayılıyordu. Bununla birlikte karşı koyuş da şiddetlenmişdi. Artık mücadele başlamıştı.

 

Bu dönemde Hz.Peygambere en çok yardımcı olan, amcası Ebu Talib oldu. Ebu Talib, zzengin olmamasına rağmen Kureyş’in önde gelen, sözü dinlenen, emirlerine karşı gelinmekten sakınılan kimselerinden biriydi. Ebu Talib’in kendi dinleri üzerinde bağlılığının devam etmesi ve aralarındaki saygınlığı, İslam’a düşman olanların Hz.Peygambere saldırmalarını engelliyordu.

 

Ebu Talib’e Başvuru
Kureyş’in ileri gelen müşrikleri toplanarak Ebu Talib’e geldiler:

- Ey Ebu Talib! Kardeşinin oğlu, tanrılarımıza dil uzattı, dinimizi kötüledi, düşüncelerimizi ahmaklık saydı, atalarımızın yanlış yol üzerine ölüp gittiklerini ileri sürdü. Sen ya Onu bizimle uğraşmaktan alıkoyarsın; ya da aramızdan çekilir, bizi Onunla baş başa bırakırsın!

 

Ebu Talib, onları, güler yüzle, yumuşak ve tatlı sözlerle başından savdı.

Ortak Fikir
Hac mevsimi yaklaşmıştı. Kureyş’in ileri gelenleri bir araya geldiler. Velid b. Muğire de aralarındaydı. Velid, oldukça yaşlı ve nüfuzlu bir kimseydi.

 

Söze şöyle başladı:

- Ey Kureyş topluluğu! İşte Hac mevsimi geldi. Arap heyetleri yanınıza gelecekler. Tabii ki, Muhammed’in işini de işitmiş bulunuyorlar. Onun hakkında size bir takım sorular yöneltecekler. Farklı şeyler söyleyip de birbirinizi yalanlar duruma düşmeyin. 
- Ey Abd Şems’in babası! Haydi, sen Onun hakkında bir şey söyle de, onun üzerinde birleşelim. 
- Hayır siz söyleyin de ben sizi dinleyeyim.
- “Kahindir” deriz.
- Hayır, vallahi O kahin değildir. Biz kahinleri gördük. Onun sözleri kahin sözü değil. Kehanet sahibi olan doğru da söyler, yalan da. Biz, Muhammed’in yalan söylediğini görmedik ki!
- “Cinlenmiştir” diyelim.
- O cinlenmiş de değil. Biz cinlenenlerin alametlerini gördük. Onun ne boğulması, ne çırpınıp titremesi, ne de evhamlanması var.
- “Şairdir” deriz.
- Biz şiirin her çeşidini çok iyi biliriz. Onun okudukları şiir değil.
- “Sihirbazdır” diyelim.
- O sihirbaz da değil. Biz sihirbazları ve onların yaptıkları sihirleri gördük. Okudukları, sihirbazların okuyup üflediklerine benzemiyor. 
- Ey Abd Şems’in babası! Öyle ise sen söyle, ne diyelim?

 

Velid biraz düşündü. Sonra, 

- Yine de, Onun hakkında, “Sihirbaz, Büyücü” demeniz akla en yakını. Çünkü Onun getirdiği söz sihir gibi. İnsanın babası ile arasını açıyor, kardeşi ile arasını açıyor, karısı ile arasını açıyor, akrabaları ile arasını açıyor.

 

Toplantıdan, “Sihirbaz, Büyücü” kanaati üzerinde birleşerek ayrıldılar. Hac mevsimi geldiğinde, insanların gelip geçeceği yolların üzerine dikilerek, Hz.Peygamberin bir büyücü olduğunu, Ondan sakınmaları gerektiğini insanlara anlatacaklardı. Hac için Mekke’ye gelenlerden, Hz.Peygamber ile görüşmekten sakındırmadıkları kimse nerdeyse kalmamıştı.

Ebu Talib’e Yeni Başvurular
Kureyş müşriklerinin önde gelenleri, Hz.Peygamberi korumaktan vazgeçmesi için Velid bin Muğire’nin oğlu Umare’yi alarak, Ebu Talib’in yanına geldiler:

- Sen içimizde büyüğümüz ve üstünümüzsün. Umare, Kureyş gençleri arasında en güçlü ve yakışıklı olanlarından biri. Sen bunu al! Kendi oğlun edin. Senin dinine, babalarının ve atalarının dinine karşı olan; kavminin arasına ayrılık sokan, onları akılsız sayan kardeşinin oğlunu bize teslim et. İşte sana adam yerine adam!
- Vallahi, siz bana ne kötü bir şey teklif ediyorsunuz! Bu insaflı bir davranış mıdır? Siz bana oğlunuzu vereceksiniz, ben onu sizin için besleyeceğim! Ben size oğlumu vereceğim, siz Onu öldüreceksiniz. Öyle mi? Siz önce bana kendi oğullarınızı verirsiniz, ben onları öldürürüm! Ancak, o zaman ben de size oğlumu verebilirim.
- İyi ama, bizim çocuklarımız Onun yaptıklarını yapmıyor ki!
- Vallahi, O sizin çocuklarınızdan daha hayırlıdır!

 

Aradan bir süre daha geçti. Ebu Talib’e,

- Yeğenine haber ver de, gelsin konuşalım, insaflılık gösterelim.

 

teklifinde bulundular. Bunun üzerine Ebu Talib, Hz.Peygamber’i çağırttı:

- Ey kardeşimin oğlu! Bunlar Senin amcaların ve kavminin ileri gelenleri. Sana karşı insaflı davranmak istiyorlar. Söyleyeceklerini dinle!
- Söylesinler, dinliyorum.

 

Ahnes b.Şerik:

- Sen bizim ilahlarımızı kötülemeyi bırak! Biz de senin ilahını bırakalım!

 

Ebu Talib:

- Kavmin sana insaflı davrandı. Onların isteklerini kabul et!

Hz.Peygamber, başını kaldırıp gökyüzüne baktı:
- Şu güneşi görüyor musunuz?
- Evet, görüyoruz.
- Ben, bu güneşin ışıklarından aydınlanmanızı engellemeğe güç yetirebilir miyim? Ne dersiniz, size öyle bir kelime vereyim ki, siz o kelimeyi söylediğinizde, Araplara hakim olursunuz. Arap olmayanlar da size karşı uysallaşırlar.
- O kelime ne ise, biz onu on katıyla katlayarak söyleyelim.
- “La ilahe İllallah” diyin.

 

Müşrikler öfkelenerek kalktılar ve söylenerek toplantıyı terk ettiler.

- Bütün ilahları tek bir ilah yapmış. Bu cidden şaşılacak bir şey! Yürüyün, siz ilahlarınıza tapmakta sebat gösterin! Biz bunu başka dinde işitmedik. O Kur’an aramızdan, Ona mı inmiş?..

 

Ebu Talib’e Son Başvuru
Davet devam ediyor, İslam’a girenler her geçen gün çoğalıyordu. Müşriklerin ileri gelenlerinde bir heyet yeniden Ebu Talib’e geldi:

- Ey Ebu Talib! Sen, yaşça, mevkice, şerefçe bizden ilerdesin! Biz senden, kardeşinin oğlunu bizimle uğraşmaktan men etmeni istemiştik. Fakat sen bunu yapmadın! Biz artık Onun, atalarımıza dil uzatmasına, düşüncelerimizi ahmaklık saymasına, tanrılarımızı kötülemesine sabredemeyeceğiz! Sen, ya Onu bizimle uğraşmaktan vaz geçirirsin, ya da iki taraftan biri yok oluncaya kadar, Onunla da, seninle de çarpışırız!

 

dediler ve dönüp gittiler. Bu durum Ebu Talib’e çok ağır gelmişti. Fakat yeğenini yardımsız bırakmaya da gönlü razı olmuyordu. Hz.Peygamberi çağırttı:

- Ey kardeşimin oğlu! Kavmimin ileri gelenleri, bana geldiler. Seni şikayet ettiler ve Senden dolayı beni çok üzdüler. Onların hoşlanmayacağı şeyler yapmaktan vaz geç! Hem bana, hem de kendine acı! Güç yetiremeyeceğim, altından kalkamayacağım bir işi bana yükleme!

 

Hz.Peygamber, amcasının sözlerinden fikir değiştirdiğini, artık kendisine yardım etmekten aciz kaldığını, desteklemeyi bırakıp müşrikler teslim edeceğini düşündü:

- Ey amca! Vallahi bu işi bırakmam için, güneşi sağ elime ayı da sol elime koyacak olsalar, yine de vazgeçmem! Onun üzerinde ölür giderim!

 

Gözleri yaşlarla doldu. Gitmek için ayağa kalktığında Ebu Talib seslendi:

- Gel ey Kardeşimin oğlu! Git istediğini söyle! İşine devam et! Vallahi, ben seni hiç bir zaman onlara teslim edecek değilim!

Mücadelenin Başlaması

Allah'tan başka tanrı yok...

Kahin mi, sihirbaz mı,...?

Güneşi sağ eline, ayı da sol eline...