Hz.Peygamber, amcası Ebu Talib’in ölümünden sonra, günlerce dışarı çıkmadı. Dışarı çıktığında ise Kureyş müşriklerinin, Ebu Talib’ten dolayı yapmaya çekindikleri davranışlarla karşı karşıya kalıyordu.

Hz.Peygamber'in Karşılaştığı Davranışlar

 

Taif
Mekke’de durum iyice ciddileşmişti. Gün geçmiyordu ki, Hz.Peygamberin şahsını hedef alan bir olay meydana gelmesin. Bunun üzerine Hz.Peygamber, kendisine, Mekke dışında sığınılacak bir yer (melce) aramaya karar verdi. İlk aklına gelen yer ise Mekke’ye iki günlük uzaklıkta bulunan Taif oldu. Yanına evlatlığı Zeyd’i de alarak Taif’e gitti. Amacı hem Taiflileri İslam’a çağırmak, hem de Kureyş’e karşı kendilerinden yardım istemekti.

 

Hz.Peygamber, Mekke’den ayrılıp da Taif’e gittiklerini kimsenin duymasını istemiyordu. Bu yüzden yürüyerek Taif’e vardılar. Şehrinin yönetiminde üç kişi söz sahibiydi. Hz.Peygamber onların yanına gitti. Kendilerini İslam’a davet etti ve yardımlarını istedi. Fakat onlar bu tekliften hoşlanmadılar:

- Halkın ve akrabaların seni kabul etmemiş, sen kalkmış bize gelmişsin. Biz de seni istemiyor ve reddediyoruz!

 

Hz.Peygamber, aradığını bulamamıştı. Hiç değilse buraya geldiğini kimseye duyurmamalarını rica etti. Fakat onlar bunun tam tersine, ayak takımından kimseleri ve köleleri toplayarak gelenleri taşlattılar. Hz.Peygamber’in ayakları kanlar içinde kalmıştı. Perişan bir halde yakındaki bir bahçeye sığındılar.

 

Mekkelilerden mali durumu iyi olanlar, yazı geçirmek için daha serin olan Taif’ten bahçe satın alırlardı. Sığındıkları bahçe de Kureyş’in ileri gelenlerinden Utbe bin Rebia ve Şeybe bin Rebia’ya aitti. İslam’a düşmanlık beslemelerine rağmen, Hz.Peygamber ile olan akrabalık ilişkileri kendilerini gayrete getirdi. Yanlarındaki Addas adındaki Hristiyan köleyi bir tabak üzümle Hz.Peygamber’e gönderdiler.

 

Hz.Peygamber, “Bismillah” diyerek elini üzümlereuzatınca, Addas hayretle Hz.Peygamberin yüzüne baktı:

- Vallahi bu söz, buralarda yaşayanların söylemediği bir sözdür!
- Sen hangi beldenin halkındansın?
- Hıristiyanım ve Ninova halkındanım.
- Demek sen, salih kişi Yunus bin Metta’nın köyündensin, öyle mi?
- Sen Yunus bin Metta’yı nereden biliyorsun?
- Ben Allah’ın peygamberiyim! Allah, bana, Yunus Peygamberin durumunu haber verdi. O, benim kardeşimdir. Kendisi bir peygamberdi, ben de bir peygamberim.
- Bana Yunus bin Metta’dan haber ver.

 

Hz.Peygamber, Yunus Peygamber hakkında, kendisine vahy olunanları haber verince, Addas, Hz.Peygamberin llerini, ayaklarını öpmeye başladı. Bir yandan da,

- Şehadet ederim ki, sen Allah’ın peygamberisin!

 

diyordu. Uzaktan bu durumu gören bahçe sahiplerinden biri diğerine,

- O köleni de bozdu ve yoldan çıkardı.

 

dedi. Addas yanlarına geldiğinde,

- Yazıklar olsun Addas! Ne diye o adamın ellerini, ayaklarını öptün?
- Ey efendim! Tüm yeryüzünde, ondan hayırlısı yoktur! Muhakkak ki, O, Allah’ın peygamberidir.
- Yazıklar olsun sana Addas! O, seni de diliyle sihirlemiş! Sakın seni Hıristiyanlığından döndürmesin? Çünkü O, çok aldatıcı bir kimsedir.
- O, bana, öyle bilgiler verdi ki, onları peygamberden başkası bilemezdi.
- O, sakın seni dininden döndürmesin! Senin dinin, Onun dininden daha hayırlıdır!

 

Kur'an'ı Dinleyen Cinler
Hz.Peygamber, Taiflilere İslam’ı kabul ettirememiş olmaktan dolayı üzgün bir halde, Mekke’ye yöneldi. Gece olduğunda, Nahle denen yerde konakladılar. Hz.Peygamber gece kalkmış namaz kılıyordu. O sırada, orada bulunan Cinlerden yedi tanesi, Hz.Peygamber’in okuduğu Kur’an-ı Kerim’i duydular. Namazın bitiminde konuşup Müslüman oldular ve elçi olarak kendi topluluklarına geri döndüler.

 

Bu durum, Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde anlatılmaktadır:

• Hani, Kur’an’ı dinlemeleri için Cinlerden bir topluluğu Sana yöneltmiştik. Huzuruna geldiklerinde birbirlerine, “kulak verin” dediler. Bitirilince de, kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
• Dediler ki:”Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonra indirilen, kendisinden önceki kitapları doğrulayan, hakka ve dos doğru bir yola ileten bir kitap dinledik.
• Ey kavmimiz! Sizi Allah’a davet edene uyun ve ona iman edin; Allah da günahlarınızı bağışlasın ve acı bir azaptan korusun!

Ahkaf 29-32

İsra ve Mirac

• Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.

İsra 1
 

Mekke’de artan baskılar, yaşanan boykot, ardından gelen eşi ve amcasının ayrılışları, son olarak da Taif’te yaşananlar Hz.Peygamberi iyice zor durumda bırakmıştı. Bu sırada yaşamış olduğu tecrübe Ona güç verecek niteliktedir.

 

İsra “gece yolculuğu”, Mirac ise “yükselmek için kullanılan araç” anlamına gelir. Kabe’nin yanından Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya kadar özel bir vasıtayla yapılan yolculuk İsra, Kudüs’teyken ruhen yaşadığı yükselme ise Mirac olarak adlandırılır.

 

Peygamberliğin 12. senesinde Hz.Peygamber, Kabe’nin yanındayken Cebrail (as) geldi. Gerisini Hz.Peygamber şöyle anlatıyor:

- ...Katırdan küçük, merkepten büyük, Burak adı verilen bembeyaz bir hayvan getirildi. Adımını gözün görebildiği yere kadar atıyordu... Ona binip Mescid-i Aksa’ya geldim. İçeri girip iki rekat namaz kıldım. 
...
Cebrail (as) kendisine sırasıyla gök katlarını gezdirdi. İdris, Harun, Musa, İsa ve İbrahim peygamberlerle karşılaştı ve onlarla konuştu. Cennet ve Cehennem de kendisine gösterildi. Sonra Cebrail (as), Hz.Peygamberi alarak altıncı gök katındaki Sidre-i Münteha’ya götürdü. Sidre-i Münteha, bütün yaratıkların ve meleklerin bilgilerinin son bulduğu sınırdır.

... Cibril beni oradan alıp Sidre-i Münteha’ya iletti. Yaprakları fil kulaklarını, meyveleri testileri andırıyordu. Allah’ın emrinden dolayı her şeyi bürüyen, Sidre’yi bürüyünce bana bir hal oldu. Allah’ın yaratıklarından hiç kimse onun güzelliğini anlatamaz.

Cibril’e baktım ki, sanki yere serilmiş bir hasır gibi (kanatlarıyla yere dokunuyor). Allah’ı benden daha iyi bildiğini o zaman anladım. Gök kapılarından bir kapı açıldı. En büyük nuru gördüm. ... Allah o anda bana dilediği kadar vahy edeceğini vahy etti.

 

Bu olay Kur’an-ı Kerim’de de şu şekilde anlatılmaktadır:

• İndiği zaman andolsun o yıldıza ki;
• Sahibiniz sapmadı ve haddini aşmadı.
• O kendi isteğine göre de konuşmaz.
• Ancak vahy olunanı söyler.
• Ki onu, şiddetli bir güç sahibi olan (Cebrail) öğretmiştir. 
• Ve büyük bir akıl sahibi.
• O, en yüksek ufuktaydı.
• Sonra yaklaştı ve mest oldu.
• Nihayet iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu.
• Ve (Allah) kuluna vahy edeceğini vahyetti.
• Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
• Yine de, gördüğü şey üzerinde onunla tartışacak mısınız?
• And olsun ki, onu bir defa da inişinde gördü.
• Sidre-i Münteha’da.
• Ki, Meva Cenneti onun yanındadır.
• O zaman, bürüyen Sidre’yi bürüyordu.
• Göz ne şaştı, ne de haddini aştı.
• Muhakkak ki, Rabinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.
• ...

Necm 1-18 
 

O gece, Hz.Peygambere üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara suresinin son ayetleri (Amenerrasulü olarak bilinir) ve ümmetinden Allah’a ortak koşmayan günahkarların günahlarının bağışlanması. Hz.Peygamber, Mescid-i Aksa’da bekleyen Burak adlı bineğe binerek Mekke’ye geri döndü.

 

Ebu Talib’in kızı Ümmühani hatun şöyle anlatıyor:

Evimizde havanın aydınlanmasına az bir zaman kalıncaya kadar uyudu ve sonra ev halkını uyandırdı. Sabah namazını kıldı. Sonra:

- Ey Ümmühani! Senin de gördüğün gibi, şu vadide sizinle birlikte yatsı namazını kıldım. Sonra Mescid-i Aksa’ya gittim ve onun içinde namaz kıldım. Şimdi de gördüğün gibi sabah namazını yine sizinle kıldım.

Sonra gitmek için ayağa kalktı. Elbisesinin ucundan tuttum:

- Ey amcamın oğlu! Sana yemin veriyorum, bunu halka söyleme!
- Vallahi, bunu onlara söyleyeceğim.

Hz.Peygamber, Kabe’nin Hicr denen yerine gidip ayakta durdu. Orada bulunan müşriklere olanları anlattı. Hiç biri inanmadı:

- Biz şimdiye kadar böyle bir şey işitmedik. Şaşılacak, inanılmayacak bir şey
- Biz Mescid-i Aksa’ya, develerimizin böğürlerine vura vura bir ayda varırız. O oraya bir gecede gitmiş dönmüş ha!
- ...

Hz.Peygamber, yalanlanmaktan üzgün bir halde bir tarafa çekilip oturdu. Bu sırada Ebu Cehil çıka geldi. Söylenenleri duymuştu. Alaylı bir şekilde:

- Bir şey var mı?
- Evet.
- Neymiş o?
- Bu gece bana yolculuk yaptırıldı.
- Nereye?
- Mescid-i Aksa’ya.
- Gittin ve hemen burada oluverdin, öyle mi?
- Evet.
- Kavmini çağırsam, bana anlattıklarını onlara da anlatır mısın?
- Anlatırım.

 

Ebu Cehil çevredeki herkesi çağırdı, geldiler. Kendisine anlattıklarını onlara da anlatmasını istedi. Hz.Peygamber anlatmaya başladı:

- Bu gece bana yolculuk yaptırıldı. 
- Nereye?
- Mescid-i Aksa’ya...
- Sonra hemen aramızda mı oluverdin?
- Evet!

 

Herkes şaşırmıştı. Kimisi alkışlıyor, kimisi elini başına koyuyordu. Hiç biri inanmamıştı.

- Peki bize Mescid’i anlatabilir misin? Aramızda daha önce Mescid-i Aksa’yı görenler var.

 

Hz.Peygamber bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

Kureyşliler gezdiğim yerler, özellikle de Mescid-i Aksa hakkında bana bir çok sorular sormaya başladılar. Halbuki ben onları zihnimde iyice tespit etmiş değildim. Bunun için o kadar sıkıntıya düştüm ki, böyle bir sıkıntıya daha önce hiç düşmemiştim. Derken yüce Allah, benimle Mescid-i Aksa arasındaki uzaklığı kaldırdı. Ne sordularsa ona bakarak sorularını birer birer cevapladım. “Mescid-i Aksa’nın kaç kapısı var?” diye sordular, ona bakıp kapılarını teker teker sayarak cevap verdim.

 

Halk ayağa kalkıp şaşkınlıkla şöyle demekten kendini alamadı:

- Her şeyi doğru ve yerli yerince söyledi.

 

Bunun üzerine müşriklerden bir kısmı:

- Ey Muhammed! Sen bize kervanlarımızdan haber ver. O bizim için Mescid-i Aksa’dan daha önemli. Sen onlara rastladın mı?
- Evet, vallahi filan oğullarına rastladım. Bir deve kaybetmiş, onu arıyorlardı. Onların kafilesi şu anda Tenim yokuşundan iniyor. Kafilenin önünde de, siyah renkli erkek bir deve var.

 

Kureyşliler, koşarak Tenim yokuşuna doğru gittiler. Verilen haberleri yalan çıkarmak umuduyla beklemeye başladılar. Fakat kervan göründüğünde hayal kırıklığına uğradılar. Sordukları tüm sorular cevaplanmış, verilen haberler doğru çıkmıştı. Fakat söyledikleri “Bu apaçık bir sihir” demekten ibaret oldu.

 

Müşriklerden bir kısmı Hz.Ebubekir’in yanına koştular:

- Ey Ebubekir! Muhammed’in söylediklerinden haberin var mı? Güya bu gece Mescid-i Aksa’ya gitmiş, namaz kılmış ve dönmüş!
- Siz Onun hakkında yalan söylüyorsunuz.
- Hayır, kendisi şu anda Mescid’de halka bunları söylüyor. 
- Vallahi O bunu söylüyorsa muhakkak doğrudur.
- Sen onu doğruluyor ve kendisinin bir gecede Mescid-i Aksa’ya gidip döndüğüne inanıyor musun?
- Evet, bunda şaşacak ne var? Gecenin, gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber veriyor da, ben onu bile tasdik ediyorum.

 

Bunları söyledikten sonra, doğruca Hz.Peygamberin yanına gitti:

- Ey Allah’ın peygamberi! Sen şu halka, bu gece Mescid-i Aksa’ya gittiğini söyledin mi?
- Evet!
- Ey Allah’ın peygamberi! Onu bana tarif et! Çünkü ben oraya gitmiştim.

 

Hz.Peygamber tarif etti.

- Doğru söylüyorsun! Şehadet ederim ki, Sen Allah’ın peygamberisin!
- Ey Ebubekir! Sen de Sıddık’sın (doğrunun tasdikçisi, doğrunun şahidi)!

 

O günden sonra Hz.Ebubekir, Sıddık olarak anılmaya başladı.


  

Amcasından Sonra  

...

Taşlanan peygamber...?

Kureyşliler inanmazsa cinler inanır...?

Kudüs'te sevgiliyle buluşma...