Ebu Zer’in Hikayesi 

Ebu Zer anlatıyor:

Devem yaşlı olduğu için, Tebük Seferinde arkada kaldım. “Onu biraz besledikten sonra Resulullah’a yetişirim” diye düşünmüştüm. Birkaç gün besledikten sonra yola devam ettim. Fakat yolda iyice benimle inatlaştı. Yerinden hiç kımıldamıyordu. Eşyalarımı sırtıma aldım. Şiddetli sıcaklara rağmen yaya olarak yola devam ettim. Bir gün öğle vakti Resulullah’a yetişebildim. Susuzluğum son haddine varmıştı. Gözcülerden biri beni görünce,

- Ya Resulullah! Bir adam yol üstünde tek başına yürüyor!
- Ebu Zer mi? Ebu Zer olmasını isterdim.
- Ya Resulullah! Vallahi, ta kendisi!
- Allah Ebu Zer’e rahmet etsin! O yalnız başına yürür, yalnız başına ölür, yalnız başına diriltilir!

 

Resulullah’ın yanına vardım. Neden geciktiğimi sordu. Devemin durumunu anlattım. Bana,

- Ey Ebu Zer! Bana gelip kavuşuncaya kadar Allah, senin attığın her adımına karşılık bir günahını bağışlasın!

diye dua buyurdu.

 

Ebu Zer, hayatının sonuna doğru, Hz.Osman’ın hilafeti sırasında Medine’den uzakta Rebeze denilen mevkide hayatını sürdürmeye başlamıştı. Yanında Hz.Osman tarafından kendisine yardımcı olarak verilen bir zenci köle ile hanımından başka kimse bulunmamaktaydı. Bu vaziyette ibadetle vaktini geçirirken ölüm hali kendisine gelip çattı. Ebu Zer yanındakilere,

- Ölünce beni yıkayıp kefenleyin. Sonra da cenazemi yolun ortasına koyun! Yanınıza uğrayacak ilk yolcu grubuna “Bu Resulullah’ın arkadaşı Ebu Zer’dir. Onun gömülmesi hususunda bize yardım edin” diyin!

 

diye vasiyette bulundu. Ebu Zer’in hanımı ağlamaya başladı.

- Niye ağlıyorsun?
- Sen ölüp gidersen ne elimde avucumda bir şey var, ne de seni saracağım bir kefen var!
- Hiç ağlama! Ben bir gün, yanında birkaç kişiyle bulunduğum sırada, Resulullah, “Sizden biri, kır bir yerde vefat edecek. Onun cenazesinde Mümünlerden küçük bir grup bulunacak” buyurmuştu. O toplulukta benimle birlikte bulunanların hepsi, topluluklar içinde ve yerleşim yerlerinde vefat ettiler. Benden başkası sağ kalmadı. Şimdi kır bir yerde ben ölüyorum. Yolu gözle! Söylediklerimin doğru olduğunu göreceksin. Vallahi ben şimdiye kadar ne yalan söyledim, ne de yalanlandım.
- Ben bunu nasıl beklerim? Hac yolcularından da geriye kimse kalmadı.
- Sen yolu gözlemeye bak!

 

Ebu Zer kısa bir süre sonra vefat etti. Köle ve kadın, Ebu Zer’in vasiyetini yerine getirip, cenazesini yolun ortasına bıraktılar. O sırada Umre yapmak maksadıyla Mekke’ye doğru giden, içlerinde Abdullah bin Mesud’un da bulunduğu Iraklı bir kafile çıka geldi. Yol üzerindeki cenazeyi görünce korktu ve şaşırdılar. Köle ayağa kalkıp,

- Bu Resulullah’ın arkadaşı Ebu Zer’dir. Kendisinin gömülmesi hususunda bize yardım edin.

 

deyince Abdullah bin Mesud hüngür hüngür ağlamaya başladı:

- Resulullah, “Sen tek başına yürüyecek, tek başına ölecek ve tek başına diriltileceksin!” buyurmakla ne kadar da doğru söylemiş.

 

dedi. Arkadaşlarıyla birlikte hayvanlarından indiler ve Ebu Zer’in cenazesini gömdüler. Sonra da Abdullah, Hz.Peygamberin Tebük yolunda Ebu Zer hakkında söylediklerini arkadaşlarına anlattı. Kabri Medine’ye üç günlük bir mesafede bulunmaktadır.