Vahiy

• Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere nasıl vahiy indirdiysek, sana da öylece vahiy indirdik... İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, Yakub’un nesline, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettiğimiz ve Davud’a da Zebur’u verdiğimiz gibi. 

Nisa 163  

Hz.Peygamber, kendisine vahyin gelişini şu şekilde anlatıyor:

Vahiy bazen bana çan sesi şeklinde gelir ki, bu vahyin en ağır şeklidir. Vücuduma bir ağırlık çöker ama meleğin getirdiği sözleri hafızama yerleştiririm. Bazen de melek benimle konuşmak için bir insan suretine bürünerek yanıma gelir ve söylediklerini anlarım.

 

Haris bin Hişam, Hz.Peygambere sordu:

- Sana vahiy nasıl gelir?

- Bazı kereler melek benim için insan suretine girer, benimle konuşur, ben de onun söylediklerini iyice anlarım. Bu bana vahyin en kolay gelenidir... Gördüğüm insanlardan ona en çok benzeyeni Dıhye’dir.

 

Sahabeden pek çok kimse vahyin gelişi ile ilgili olaylara şahid olmuş ve rivayetlerde bulunmuştur. İşte onlardan bir kaçı...

Zeyd bin Sabit’e göre, gelen vahyin ağırlığı, inen surenin ağırlığı ile orantılı olurdu. İnen vahiy müjde içerir mahiyette ise, Cebrail (as) insan suretinde gelir ve vahiy Hz.Peygambere güçlük vermezdi. Ama inen vahiy ceza ve korkutma içeriyorsa, dehşet saçan bir çan ve çıngırak uğultusu ile uğuldayarak gelirdi.

 

Veda hutbesini okurken Maide suresinin 3 ayeti indirildi. Bu sırada Hz.Peygamber, Adba adlı devesinin üzerinde bulunuyordu. Vahyin ağırlığından devenin bacakları kırılacak hale geldi. İndirilen ayet şuydu:

• Bugün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim.

Maide 3

Hz.Aişe der ki:

Çok şiddetli soğuğun olduğu bir günde, meleğin Resulullah’a geldiğini gördüm. Vücudu yere çöktü ve alnından terler damladı.

 

Hz.Ömer:

Rasulullah’a vahiy indirilirken, baş ucunda arı uğultusuna benzer bir ses işitilirdi.

 

Yine Zeyd bin Sabit anlatıyor:

Rasulullah’ın yanında oturuyordum. Derken vahiy durgunluğu belirdi. Dizi dizimin üzerine düştü. Vallahi, Rasulullah’ın dizinden daha ağır basan bir şeye rastlamamıştım. Sonra üzerinden vahiy hali sıyrılınca, “Yaz ey Zeyd!” buyurdu. Hemen kürek kemiği üzerine yazmaya başladım.

 

• Müminlerden evlerinde oturanlar ile, mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah mallarıyla, canlarıyla savaşanları, derece itibariyle cihaddan geri kalanlardan çok üstün kıldı. Gerçi Allah, hepsine de Cenneti vaad etmiştir. Ancak mücahidlere, oturanların üzerinde çok büyük bir ecir vermiştir. 

Nisa 95

İbni Ümmü Mektum, mücahidlerin faziletini işitince ayağa kalktı. Kendisi göremiyordu:

- Ya Rasulallah! Müminlerden cihada gücü yetmeyen kimse nasıl cihad edecek? Ben göremiyorum! Eğer gücüm yetse muhakkak ben de savaşırdım.

 

İbni Ümmü Mektum sözünü bitirmemişti ki, Rasulullah’ı vahiy durgunluğu tekrar bürüdü. Dizi benim dizimin üzerine tekrar düştü. Bu sefer dizinin ağırlığı öncekinden daha fazlaydı. Neredeyse dizim ezilecek sandım. “Bu ayağımın üzerine artık hiç yürüyemem” diye düşündüm. Sonra vahiy hali Rasulullah’ın üzerinden sıyrıldı. Allah(c.c), “zarar görenler dışında” diye bir istisna indirdi. Rasulullah, “Oku Zeyd!” buyurdu. Önce yazmış olduklarımı okudum. “Yaz, ‘Zarar görenler dışında” buyurdu.

 

Allah’a yemin ederim ki, bir ve tek olan Allah’ın indirip de, kemiğin üzerine eklemiş bulunduğum o istisnaya hala bakıyor ve görüyor gibiyim.

 

Sahabeden pek çoğu da Cebrail (as)’ı insan şekliyle görmüşlerdir.

Hz.Aişe der ki:

Odamda oturduğum sırada Rasulullah, birden sıçrayıp dışarı çıktı. Bakınca yanında bir adam bulunduğunu gördüm ki, kadana atının üzerinde duruyordu. Başına beyaz sarık sarmıştı ve sarığının bir ucunu, iki omzunun arasına sarkıtmıştı. Rasulullah ise elini onun atının yelesinin bittiği yere koymuştu.

 

İçeri girince:

- Ya Resulallah! Birden bire sıçradın, beni korkuttun. Sana gizli bir şey fısıldadığını gördüğüm kişi kimdi?
- Sen onu gördün mü?
- Evet, gördüm!
- Sen onu kime benzettin?
- Dıhyet’ül Kelbi’ye benzettim. 
- Sen çok hayır görmüşsün. O Cebrail’di.

 

Hicret’in onuncu yılında, gerçekleşen olayı da Hz.Ömer şöyle anlatıyor:

Bir gün biz Allah Resulünün (s.a.v) yanında otururken, bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen, içimizden hiç kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamberin (s.a.v) yanında, dizini dizlerine dayayarak oturup avuçlarını dizinin üzerine koydu ve sordu :

- Ey Muhammed! Bana İslam hakkında bilgi ver!
- İslam, Allah’tan başka hiçbir ilah bulunmadığına, Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna şahitlik etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucunu tutman, gücün yettiği taktirde Kabe’yi tavaf etmendir.
- Doğru söyledin!

 

Adamın söylediklerine hayret ettik. Adam hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.

Yine sordu: 

- İmanın ne olduğunu bildir!
- İman Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, Ahiret gününe inanman, kadere iyisiyle kötüsüyle iman etmendir.
- Doğru söyledin! 

 

dedi ve devam etti:

- Bana ihsanın ne olduğunu bildir! 
- İhsan, Allah’a sanki Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Zira sen onu görmesen de O seni muhakkak görür.
- Bana kıyametin ne zaman kopacağını bildir!
- Sorulan kişi,(bu hususta) sorandan daha bilgili değildir.
- Öyleyse alametlerinden bana haber ver!
- Cariyenin kendi sahibesini doğurması ile yalın ayak ve çıplak koyun çobanlarının bina yapmakta yarıştıklarını görmendir.

 

Sonra (adam) çekip gitti. Biraz bekledim, sonra Resulullah buyurdu ki:

- Ey Ömer, o soru soran kimdir, bilir misin?
- Allah ve O’nun Resulü daha iyi bilir.
- O Cebrail’di. Dininizi öğretmek için size gelmişti.